Olmaktan Başka Türlü Veya Özün Ötesinde

Levinas’ın, Bütünlük ve Sonsuz’da bir yüz etiği ortaya koyduğu öne sürülmüştür. Bunu doğrulayabilmek için Levinas’ın “yüz”ü nasıl düşündüğünü iyi saptamamız gerekir. Dahası, bu eserde klasik felsefede bulabileceğimiz türde bir etik bulunup bulunmadığı da sorulabilir.



Levinas’ın amacının özneyi etik özne olarak yeniden düşünmek olduğunu öne süren yorumcular da vardır. Fakat bu eser bize etik öznenin nasıl olabileceğini anlatmayı hedefliyorsa neden “Yüzün Ötesinde” başlığını taşıyan bir bölümle ve nihayet Zaman ve Başka’dakine benzer bir veludiyet tartışmasıyla sonlanmaktadır? Neden Levinas bu eserden sonra Olmaktan Başka Türlü veya Özün Ötesinde gibi ikinci bir başyapıt yazma gereksinimi duymuştur? Neden “aşkınlığın imkânı” sorunsalı veludiyet tartışması bu kez tamamen iptal edilerek “etik ilişki”de somutlaşır bir biçimde yeniden ele alınmıştır? Olmaktan Başka Türlü, etik öznenin etik ilişkide hem kendisi hem de başka olmak anlamında aşkınlık hareketine girmenin de ötesine geçerek “olmaktan başka türlü” olduğunu savlamıştır.

Bütünlük ve Sonsuz ile Olmaktan Başka Türlü arasında başkasıyla ilişki, sorumluluk anlayışı açısından nasıl benzerlikler ve farklılıklar vardır? İki eser arasındaki en önemli benzerlik, Levinas’ın etiğin temelinin özgürlük olduğu kabulünü reddetmesidir. Kant’a göre özgürlüğümün tek kanıtı, sadece ahlak yasasına saygı duyduğum için eyleyebiliyor olmamdır. Ahlak yasasının özü özgürlüktür. Levinas’a göre ise etik ben’in özgürlüğünün bir kanıtı olamaz. Özgürlük bencilliği aştığı, evrenselde temellendiği zaman dahi başkası üzerinde bir hâkimiyet kuruyor olabilir. Her yasa kendi stalinizmi tarafından tehdit edilir.



Memurun görmediği gözyaşları her zaman vardır. Kant’ın etiğin öznesine yaklaşımı ile Levinas’ın yaklaşımı arasındaki başlıca farklardan biri budur. Bütünlük ve Sonsuz’da etik ilişki özgürlüğün sorgulanmasına ve haklılaştırılması gereğinin görülmesine yol açar. Bununla beraber, özgürlüğünü haklılaştırmak için kendisini açıklayan, meramını anlatan özne dilde kendisini toparlayacak ve var olanlar üzerindeki hâkimiyetini yeniden tesis edebilecektir. Bu durum, Levinas’ı etik özneyi radikal bir biçimde yeniden düşünmeye zorlar. Olmaktan Başka Türlü’de etik özne, etik ilişkiye özgür girmez, zaten çoktan başkasının “rehinesi” olmuştur. Rasyonel seçimler yapan bir özne değildir bu, başkasıyla takıntılıdır. Yani başkasıyla ilgilenmemek, onu düşünmemek bu öznenin elinde değildir. Elinden geleni fazlasıyla yaptığı hâlde, hiçbir suçu olmadığı halde suçlanmakta, tekrar tekrar kendisine geri fırlatılmaktadır. Etik özne zulüm gören, mazlum bir özne olarak tarif edilir. Etik ilişkide mesele artık sadece başkasının ihtiyaçlarını karşılamak onu doyurmak, giydirmek değildir, onun yerine geçmek, onunla özdeşleşecek, töz değiştirecek kadar onun durumunun içerdiği sıkıntıyı yaşamak ve gördüğü şiddetin nesnesi hâline gelmektir. Etik ilişkide etik özne “biri-diğeri-için”dir.



Bu öznenin sorumluluğunun bir sınırı yoktur, sorumluluklarını yerine getirdikçe yerine yenileri, daha da ağırları gelir. Sorumluluklarını yerine getirdikçe bir vicdan rahatlığına da ulaşamaz. “Ben elimden geleni yaptım, bu sorumluluğu biraz da başkaları paylaşsın.” diyemez, daha fazla sorumluluktan kaçmak için hiçbir mazeret göstermeye hakkı yoktur. Dünyanın tüm yükünü omuzlarında tek başına taşıyan bu özne, Levinas’a göre sorumlulukta biricikleşir. Seçilmişliği, onun sonsuz sorumluluğunda yerine kimsenin geçemez olmasından başka bir şey değildir. Olmaktan Başka Türlü anneliği bu sorumluluğun somutlaştığı bir figür olarak ele alır. Levinas annelikte ne görüyor? Annelik ona göre kendi varlığıyla ve özgürlüğüyle ilgilenmenin ötesine geçmek, zulüm gördüğü başkasından kaçmak yerine ondan sorumlu olmaya devam etmektir. Buradaki anne huysuz, kaprisli, belki de hasta bir çocuğun, çok zor koşullarda ona bakmak için uğraşan yapayalnız annesi gibidir. Neden Levinas etik özneliği böyle tarif ediyor? Bunun sebebi toplumsal barışın imkânını bu öznellikte buluyor olmasıdır. Toplumsal barışın gelebilmesi için zulüm devam ettiği, şiddet bilfiil sürdüğü halde mazlumun kendisini zalimden de sorumlu olarak görmesi gerekir. Levinas zulüm görene etik öznelikte bir ayrıcalık tanır. Sadece o yerine geçmenin ne olduğunu bilir, başkaca herkes yerine geçme hakkında kulaktan duyma fikirlerle yetinecektir.



Olmaktan Başka Türlü etik anlam ifade etmeyi “yerine geçme” olarak düşünüyor. Çıkar gözetmezlikte bir cesaret gösterisi, bir kahramanlık yoktur, her türlü edilginlikten de daha edilgin bir edilginlik, bir duyarlık, bir takıntılılık vardır. Levinas’ı n sözünü ettiği etik, iradeye veya isteme değil, insanın ötekine kendi derisinin altındaymış gibi yakın olmasına dayanır.

Hazırlayan:
Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı