David Hume'un Politik ve Ekonomik Kuramı

Hume’un politik ve ekonomik konulara ilişkin görüşleri, onun etik ve psikolojik görüşleri ile yakından ilişkilidir. İnsan doğası bilimi ile ilgili gelişmeyle yaşam boyu ilgilendiği için, politik ve ekonomik kurumların insansal kurumlar olmaları nedeniyle, bu kurumlara ilişkin inceleme ve eleştirilerini de insan doğasının olgular üzerinde temellendirerek gerçekleştirme yolunu tuttu. Bu konulardaki dikkate değer kesinliği ve pratik öngörüsü görüşlerinin İngiliz politik düşüncesinin gelişiminde oldukça önemli bir pay sahibi olmasını sağlamıştır.



Tüm politik problemlerin çözümünde yarar ilkesini öngörür. Bu görüşü Adam Smith, Paley ve Bentham tarafından da izlenmiştir. Öncelikle toplumsal sözleşme görüşünü eleştirir; öncelikle toplumsal sözleşmenin tarihsel olgu olduğunu gösterir hiçbir kanıtın bulunmadığını dile getirir. Eğer durum böyle ise varolan tüm yönetimler yasadışı bir duruma düşeceklerdir. İkinci olarak bu kuram aslında hiçbir şeyi açıklamamaktadır, bu nedenle gereksizdir. Yönetime itaat etme ödevi denecekse, aslında bu ödev verilen sözü tutma yükümlülüğüne dayanır. Söz konusu yükümlülük ise yine yararlılık düşüncelerinden gelir. Verilen bir sözü yerine getirme ödevi politik yükümlülüğü açıklamaz, ancak o olmaksızın düzenli bir toplumun olanaklı olamayacağı, düzenli toplum olmayınca da açıktır ki insanların mutluluğunun korunamayacağı olgusuna dayanır.

Hume, özel mülkiyet konusundaki görüşünde Locke’un mülkiyet hakkını emek üzerine temellendirmesini doğru bulmamıştır. Bunu daha çok tahta çıkma, işgal etme, yerine geçme hakkı, zaman aşımına dayanan hak gibi yerleşik kurumlara dayalı alışkanlık ile açıklamıştır. İnsanlar asla bunu emek ya da doğrudan yararlılık temeli üzerinde bile düzenlemeye çalışmamışlardır, çünkü bu ilkeler üzerindeki dağıtımın güçlüklerini başa çıkılamaz bulmuşlardır. Buna karşılık öteki alışkanlıkları n insanlar üzerindeki etkisi daha büyük olmuştur. Bu kurumsal alışkanlıklar üzerinde yapılandırılıp garanti altına alınınca, daha farklı bir uygulama gereksiz görülmüştür.



Hume otoritenin sınırlarının daha sıkı belirlenmesini isteyenlerin yanında olmaya eğilimli olduğunu kabul eder. Hiçbir durumda insan mutluluğu feda edilmemelidir; araçlar amaçlara baskın olmamalıdır. “Salus populi suprema lex (halkın mutluluğu en yüksek yasadır)” ilkesi doğru ilkedir ve bu hiç kuşkusuz bazen isyana başvurmayı da haklı gösterebilir. Buradaki sorun, onu haklı göstermek için gereken şeyin ne ölçüde zorunlu olduğunu nasıl bileceğimizdir? Hume bu açıdan itaat etmede ısrar etmeye eğilimli olanların tarafında bulunmak istediğini kabul etmiştir.

Hume’un ekonomiye ilişkin görüşlerine gelince: Bu açıdan Hume, halen bir geçiş dönemindedir. Çünkü terimi kullanmasa bile bir ekonomi biliminin olasılığına inanmaktadır. Onun bu alandaki ilgisi yine temelleri insan doğasında bulunan fenomenlerle ilişki içinde açığa çıkar. Her türlü eylemde insan kendi mutluluğunu kovalar ve mutluluğu kolayca elde edebilmek için en gerekli adımı atabilmenin yolu ekonomik yaşamın bilimsel olarak araştırılması gerekir. Gerçekte maksim belki yanlış olabilir ama politikanın amaçları için onun doğru olduğunda ısrar eder.

Dünyadaki her şey emekle satın alınır ve sadece tutkularımız emek harcamanın nedenleridir. Tüm arzular ve tutkular hatta hırs ve lüks, ekonomide kışkırtıcı olurlar. Mandeville’in “özel kusurlar toplumsal iyiliktirler.” Kusurun kendisi asla toplum için bir avantaj olamaz ama iki zıt kusur yalnız birine göre daha avantajlı olabilir. Kötücül lüksü defetmekle, tembelliği ya da öteki insanlara aldırmazlığı tedavi etmeksizin sadece endüstriyi küçültürsünüz. Gerçi emek, Hume’un kuramında merkezde yer almasa da, emekçi kesimlerin seslerini güçlü bir biçimde duyurmalarında ısrar eder. Herkes olabildiğince yaşamdan zevk alabilmeli, emeğinin meyvelerine tam olarak sahip olabilmeli, olabildiğince konforlu bir yaşam sürdürebilmelidir. Devlet de vergilendirme kapasitesinin artması suretiyle bundan yararlanabilir; kuşkusuz zenginliğin dağılımındaki farklılıklar zayıflamanın en birincil nedenidir.



Hume’un görüşleri arasında nüfus kuramının başlangıçları da bulunmaktadır. Nüfusun büyümesi ekonomik koşullara çok yakından bağımlı olarak görülür ve yine ekonomik gelişmeyi de çok yakından etkileyeceği düşünülür. Ancak Adam Smith’in Ulusların Zenginliği yapıtını okuduktan sonra görüşleri dikkate değer bir keskinlik kazandı. O, merkezi bir zayıflığa değinir. Ve şunları söyler: “Çiftliklerin kiralanması ürünün fiyatının bir kısmını oluşturur. Ama bu fiyat aynı zamanda nitelik ve talep tarafından da belirlenir.” Bu onun pozisyonunun genel aklı başındalığı ile uyumludur. “Dünyada her şey emek karşılığı satın alınır” demesine karşın “bizim tutkularımız emeğin biricik nedenleridir” demeyi de unutmaz.

On dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında İngiliz politik düşüncesini belirleyen eğilimlerin tümü Hume’un öğretisinde bulunmaktadır. Birbirleriyle bağlantılı etik psikolojik ve ekonomik kuramların temel görüşleri Hume’un yazılarında az çok açımlanmıştır. Hume epistemolojik ve metafizik görüşleri bakımından İngiliz empirizmini en uç noktalara taşımış, ama ele aldığı her konuda tam bir kuşkuculuğun içine düşmüştür.



Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı