İdelerin Çağrışımı

Eğer ideler genelde izlenimleri izliyorsa düşünme dediğimiz şeyi ya da idelerin kendilerini grup haline getiren uygulamaları nasıl açıklayabiliriz?



Hume bu sorunun yanıtını zihnimizin işleyişini büyük ölçüde yöneten bir çağrışım mekanizmasına bağlamaktadır: Zihin izlenimleri aldığı zaman bunlar iki biçimde yeniden ortaya çıkabilirler; birincisi bellekte anımsama yoluyla ortaya çıkmaları, ikincisi de imgelemde imge olarak ortaya çıkmalarıdır. Ama her iki durumda da izlenimler gitmiş, onların yerini sönük versiyonları, yani ideler almıştır. Bellek, yalnızca yalın-basit ideleri değil, ama onların sıra ve konumlarını da korur. Buna karşılık imgelem böyle bir sınırlama altında değildir; örneğin yalın ideleri keyfi olarak birleştirebilir ya da karmaşık ideleri yalın idelere çözerek daha sonra bunları yeniden düzenleyebilir. Hume’a göre, bu durum şiirlerde ve romanslarda sık sık karşımıza çıkan bir olgudur. Ama imgelem düşünceleri-ideleri özgürce birleştirebilmiş olsa da bu edimi genellikle bazı çağrışım ilkelerine göre gerçekleştirir. Bellekte ideler arasında ayrılmaz bir bağıntı olduğu halde, imgelemde böyle bir bağıntı yoktur. Yine de ideler arasında bir “birleştirici ilke,” bir idenin doğallıkla bir başkasını getirmesini sağlayan bir çağrıştırma özelliği vardır. Hume bunu “genellikle üstün gelen nazik bir kuvvet (a gentle force)” olarak betimler; o, bunu insan doğasında verili bir şey olarak kabul eder. Buna çağrışım mekanizması diyebiliriz: Bu mekanizma genel olarak üç biçimde çalışır; benzerlik, zamanda ve uzayda bitişiklik ve neden-etki bağı. İmgelem kolaylıkla bir ideden ona benzeyen bir başkasına geçer: Bir resim bizi onun orijinalini düşünmeye sürükler.



Yine zihin uzayda ve zamanda dolaysızca ya da dolaylı olarak bitişik olan düşünceleri birleştirme alışkanlığı kazanır. Bir binada bir daireden söz ediliyorsa, doğal olarak ötekileri de anlama ya da araştırma düşüncesine sürükleniriz. Yine zihin sürekli olarak birbirini izleyen izlenimler arasında alışkanlık olarak neden-etki bağı kurar. Örneğin eğer bir yarayı düşünürsek ister istemez çok fazla acıyıp acımayacağını da düşünürüz; yani acımanın nedeni yaradır. Ancak Hume bu sonuncu çağrışım biçimine, bir başka deyişle nedensellik ilkesine çok özel bir ilgi göstererek onu derinlemesine incelemiştir. Hume bu çağrışım ilkelerinin zihindeki idelerin tüm bağlantılarının temelinde yer aldığını belirtir; öyle ki hiçbir zihinsel işlem yoktur ki bu ilkelere dayanarak açıklanmasın.

Hume’a göre zihnimizin çağrışım mekanizması benzerlik, zamanda ve uzayda bitişiklik ve nedenetki bağı olmak üzere üç biçimde çalışır.



Hume düşünmenin işlemlerini üç başlık altında ele alır: Bunlar Locke’taki ayrı mlaştırmaya az çok benzer bir biçimde, ilişkiler, kipler ve tözlerdir. Bunların kavranışı sadece izlenimlerin alınmasını değil, izlenimlerin alınmasıyla uyarılan belirli zihinsel işlemleri de içerir. Hume’un buradaki tüm ilgisi bu ilişkileri nasıl kavradığımız ya da bildiğimiz noktasında toplanmıştır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı