Darwin'in Dewey Üzerindeki Etkisi

Dewey, Darwin'den güçlü biçimde etkilenmiştir.



Darwin insanları doğal dünyanın bir parçası olan canlılar biçiminde tanımlamıştır. Diğer hayvanlar gibi insanlar da değişen ortamlarına tepki olarak evrilmişlerdir. Dewey'e göre Darwin düşüncesinin çıkarımlarından biri de insanları Tanrı'nın yarattığı sabit özler olarak değil doğal varlıklar olarak görmemizi gerektirmesidir. Bizler maddi olmayan başka bir dünyaya ait ruhlar değil, kaçınılmaz olarak parçası olduğumuz bir dünyada sağ kalabilmek için ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan evrimleşmiş organizmalarız.

Dewey ayrıca doğanın sürekli bir değişim durumu içindeki bir sistem olduğu fikrini de Darwin' den almıştır. Bu fikrin kendisi de antik Yunan filozofu Herakleitos'un felsefesinin bir yansımasıdır. Dewey felsefi problemlerin neler olduğunu ve nasıl ortaya çıktıklarını düşünmeye başladığında bu anlayışı başlangıç noktası olarak kullanmıştır. Dewey sadece sorunlarla karşılaştığımızda düşündüğümüz fikrini Kant ve Felsefi Yöntem (1884) adlı denemesinde ortaya atar. Ona göre hepimiz sürekli bir değişim içinde olan bir dünyaya tepki verme durumunda olan organizmalarız. Varoluş, bir risk ya da kumardır ve dünya de temel olarak istikrarsızdır. Sağ kalabilmek ve gelişebilmek için içinde bulunduğumuz ortama güveniriz, ama kendimizi içinde bulduğumuz pek çok ortam da sürekli değişmektedir. Üstelik bu ortamlar öngörülebilir bir şekilde değişmezler. Örneğin birkaç yıl çok iyi buğday ürünü alınabilir, ama sonra hasat düşebilir. Bir denizci güzel havada denize açılabilir, ama sonradan nereden geldiği belli olmayan bir fırtına patlayabilir. Yıllarca sağlıklı yaşam, sonra en az beklediğimiz bir zamanda hastalıklar bizi vurur. Dewey bu belirsizlik karşısında benimseyebileceğimiz iki strateji olduğunu söyler: Yardım için ya evrendeki yüce varlıklara veya gizli güçlere başvurabiliriz ya da dünyayı anlamanın ve ortamımızı kontrol altına almanın yollarını ararız.



1909 yılında Dewey, “The Influence of Darwinisim on Philosophy” başlıklı bir ders verir. Bu derste, Darwin’in Türlerin Kökeni adlı eserinin doğa bilimleri üzerindeki etkilerindense felsefe üzerindeki etkilerini ön plana çıkarır. “Tür” ve “köken” terimlerinin eserin adında bir araya getirilmesinin başlı başına “düşünsel bir devrim” olduğunu öne sürer.

Bu devrimin mahiyetini anlayabilmek için, Antik Yunan düşüncesinde ortaya konulan varlık anlayışı hakkında birkaç söz söylememiz gerekir. Antik Yunan düşüncesine rengini veren ve Batı Felsefesi’nin iki önemli figürü, Platon ve Aristoteles üzerinde derin etkisi olan Parmenides, varlığı zamanın şartlarına tâbî olmayanla, bu itibarla da kalıcı olanla özdeşleştirmiştir. Varlık, özü itibariyle düşünseldir ve duyusal olanın geçiciliğine ve değişkenliğine karşıt olarak kalıcıdır. Bu düşünüş tarzı, belli farklılıklarla Platon’un idea ve Aristoteles’in form (Yun. eidos) anlayışlarında etkisini sürdürür. Form, bir şeyi kendisi kılan, o şeye birliğini veren ilke olarak tanımlanır. Ortaçağda skolastik düşünce, Aristoteles’in eidos terimini tür (İng. species) sözcüğü ile karşılar. Doğada karşımıza çıkan tüm şeyler, bireyselleşmelerini ait oldukları türe borçludurlar ve söz konusu bu türler, Antik Yunan düşüncesini takip eden bir biçimde sabittirler.

Varlığın kalıcı, sabit ve düşünsel olanla özdeşleştirilmesi, gerek epistemoloji gerekse etik alanında felsefenin mahiyetini belirler. Bilmek, en nihayetinde sabit ve değişmez formları bilmek demektir. ahlâk ise kalıcı ve de- ğişmez olana katılmak ya da ona benzemek üzerinden bir anlam ifade eder. Platon’da en yüksek form, iyi formudur. Bilgiyi ve ahlâkı bu form olanaklı kılar. Aristoteles’in evrenindeki Tanrı “kendi kendini düşünen düşünce” olarak tanımlanır ve tüm değişimden azadedir. Tüm diğer varlıklar, onun bulunduğu eksiksizlik durumuna öykünerek hareket halinde kalırlar. Kendisi değişmeyen ve tamamen fiilî olan Tanrı, tüm doğal tözlerin kendisi hareket etmeyen hareket ettiricisidir.



Antik Yunan felsefesinin varlık anlayışını belirleyen bir düşünür olan Parmenides’e göre varlık, (Yun. on) bir ve durağandır. Bu varlık anlayışı, Platon ve Aristoteles üzerinde de etkili olmuştur. Dewey’e göre evrim kuramı yüzyıllar boyu devam eden bu etkinin kırılmasına yol açmıştır.

Bu tarihsel arka planı dikkate alan Dewey, Darwin’in eserinin bu çerçeveyi kökten biçimde değiştirdiğini öne sürer. Bu durumda felsefenin mahiyeti de kökten biçimde değişmelidir. Yeni felsefe, mutlak kökenler ya da mutlak gayeler peşinde koşmamalıdır. Bu dünyada karşımıza çıkan somut sorunlara ilişkin somut çözümleri olanaklı kılan bir yönteme yönelmelidir. Dewey, bu yöntem değişikliğinin bir anda olmayacağını düşünmektedir. Çünkü tıpkı Peirce gibi Dewey de sahip olduğumuz kavramların, soyut mantıksal formlar ya da kategorilerle sınırlı kalmayıp birtakım alışkınlıklar, yatkınlıklar ve tavırları içerdiğini düşünür (“The Influence of Darwinisim on Philosophy”,s.14). Ancak, eski yaklaşımların değişmesi de kaçınılmazdır. Dewey’in bu değişim süreci hakkındaki yaklaşımı, evrim kuramını düşünsel değişim alanına uygulaması bakımından oldukça ilginçtir. Eski yaklaşımlar bir anda değişmezler. Çünkü onlar belli alışkanlıklara ve yatkınlıklara dayanırlar. Ancak hayatiyetlerini yitirirler, ilgi alanları değişir ve zamanla tıpkı buharlaşır gibi ortadan kalkarlar. Yeni sorular ve sorunlara bağlı yeni yaklaşımlar onların yerini alır.

Dewey’in bu yaklaşımı, 20. yüzyıldaki bilimsel kuramların değişim süreci hakkında yürütülen tartışmaları öncelemektedir. Bu tartışmanın bir tarafı, bilimsel kuramları n değişiminin ve gelişiminin mantıksal bir açıklaması olduğunu, bunun teorik bir düzlemde ortaya konulabileceğini savunurken; diğer taraf, söz konusu değişimin ihtiyaçlara ve bilim cemaatinin değerlerine bağlı olarak gerçekleştiğini savunmaktadır. Görüldüğü gibi Dewey ,bu tartışmada ikinci tarafın yanında yer alan bir görüş öne sürmektedir.

Dewey’in felsefenin mahiyetine ilişkin bu görüşleri bir yandan epistemolojinin bir yandan da değerler kuramının doğallaştırılmasını içermektedir. Doğallaştırma ile burada, doğanın ve doğanın içerisinde bulunduğu evrimsel değişimin bir parçası haline getirmek kast edilmektedir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı