Boethius'un Felsefe Anlayışı ve Felsefenin Bölümleri

Boethius’un en önemli felsefe eseri Consolatio Philosophiae’dır. Eser, esas itibarıyla Sokrates’in idamını beklerkenki durumuna benzer bir görüntü oluşturmaktadır. Boethius bu eserinde bütün bir felsefe tarihi ve filozoflar için çok meşhur olan bir felsefe alegorisine yer vermektedir.



Eser, edebi değeri yüksek bir çalışmadır. Başına gelenlerden dolayı hapsedilmiştir ve çaresizlik içinde kıvranmaktadır. Kaderinin kendisini taşıdığı yer hiç de iç açıcı değildir ve Boethius büyük bir kederle uğraşmaktayken birden çevresini şiir musaları sarar. Kendisine gelen bu ilham perilerinin yardımıyla büyük eserini yazmaya başlar. Bu arada gözlerinin önünde bir görüntü belirir. Felsefe, bir hanımefendi kılığında karşısındadır (Latincede “philosophia, -ae” kelimesi dişil karakterli olduğundan felsefenin bir hanımefendi kılığında görünmesi kadar doğal bir durum olamazdı.). Boethius, gözlerinin önündeki bu görüntünün ayrıntılarını satırlara aktararak, felsefenin özelliklerini ve sınıflarını anlatmak yolunu tercih etmiştir.

Grek mitolojisinde tanrıça Mnemosyne’nin kızları Musalar, edebiyat ve sanatın koruyucu tanrıçalarıdır. Hesiodos, ünlü yapıtı Theogonia’nın başlangıç dizelerini Helikon dağının musalarına ayırarak onların ne denli önemli olduklarını anlatmaya çalışmıştır. Babaları Zeus olan bu musalar dokuz tanedir ve her biri belli bir sanatın hamisidir: Kalliope (epik şiir), Thalia (komedi), Urania (astronomi), Erato (lir -çalgısı), Klio (tarih), Euterpe (şüt), Melpomene (trajedi), Terpsikhore (dans) ve Polymnia (ilahi). Daha sonraki dönemlerde musalardan “ilham perisi” olarak da söz edilmeye başlanmıştır.



Görüntüdeki felsefe, her şeyden önce mükemmeldir. Her bir ayrıntısı çok önemlidir. Saygıdeğer bir yüz ifadesi bulunmakta ve bu da Boethius’un üstünde yerini almaktadır. Felsefenin insan doğasını aşan bir karakteri olduğunun işaretidir bu anlatım. Capcanlıdır; ama bir o kadar da olgundur. Gene de Boethius’un yaşıyla kıyaslanabilir değildir. Felsefenin zamandışı bir etkinlik olduğu, onun hep devam etmekte olan bir eylem biçimi olduğu (philosophia perennis) açıktır. Boyu bir taraftan gökleri delip geçmekte, öbür taraftan da insanlığın seviyesinde görünmektedir. Elbiseleri fevkalade parlak, canlı renklerden oluşmuştur ve en önemlisi, bu elbise bizzat felsefenin kendisi tarafından dokunmuştur. Canlılık ve parlaklık, felsefenin bozulmaya uygun olmayan bir yapıda olduğunu, elbisenin kendisi tarafından okunması ise, felsefenin bağımsız hareket ettiğini göstermektedir.

Boethius’a göre, bu elbisenin üzerinde iki Grekçe harf bulunmaktadır. Bunlardan theta - q harfi elbisenin üst kısmında, pi -¹ harfi ise alt kısmında yer almaktadır. Bu iki harf arasındaki boşlukta da merdiven basamaklarını andıran çizgiler görünmektedir. Theta harfi teorik felsefeyi, pi harfi ise pratik felsefeyi simgelemektedir. Aradaki çizgiler ise bu iki felsefe yapma tarzı arasında bir iletişim ve süreklilik bulunduğunu anlatmaktadır.



Boethius, felsefe tarihinde, quadrivium’u düşünme pratiğimize sokan isimdir. Bilindiği gibi quadrivium dört matematik biliminin üst adıdır. Burada yer alan müzik de o dönemde matematik ile bir şekilde ilgisi kurulan bir sanat dalıydı. Yukarı da alegorik olarak ele alınmış olan felsefe ve onun ayrımları, aslında Boethius’un belli türden bir kaygısı sonucunda gelişmiştir. Boethius sadece felsefeyi değil; fakat aynı zamanda bilimleri de sınışandırmış ve bunu da iki farklı biçimde gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bunlardan ilk bölümlendirmeye peripatetik bölümlendirme de demek mümkündür. Bu bölümlendirme, felsefenin en başta ikiye ayrılmasını gerektirir. Yukarıdaki alegoride de belirtildiği gibi felsefe “teorik” ve “pratik” felsefe olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Pratik felsefe de kendi içinde üç bölümde ortaya çıkar: Etik, Ekonomi ve Siyaset. Teorik felsefenin de üç alt kısmı bulunmaktadır: Doğa felsefesi yani Fizik, Matematik ve İlahiyat. Buradaki ilahiyat, Kutsal Kitap’taki sorunları ve anlatıları kendisine konu edinen türden bir etkinlik değil; fakat Aristotelesçi anlamda bir ilahiyattır. Bu tür ilahiyat hakkındaki en temel görüşler Aristoteles’in Metafizik adlı eserinde yer almaktadır. Matematik, kendi içinde tekrar ikiye ayrılır: Çokluk ve Büyüklük. Çokluk’un altında Mutlak Matematik ve Göreli Müzik bulunur. Göreli müziğin üç türü vardır, bunlar: Enstrümental, İnsani ve Kozmik olarak sıralanmaktadır. Büyüklük, Sabit Geometri ve Hareketli Astronomi olarak iki kısımda göz önünde bulundurulur.

Peripatetik, Aristoteles tarafından kurulmuş olan Lyceum veya Peripatos adlı okulda yapılan felsefe tarzına verilen addır. Peripatetik filozoflar da, öncelikle bu okuldaki çalışmalara katılmış olan isimlerden oluşmaktadır. Bunlardan başlıcaları Theophrastos (M.Ö. 371-287) ve Strato (M.Ö. 335-270)’dur. Her ikisi de, sırayla Lykeion’un başına geçmiş ve okulu yönetmişlerdir. Bu her iki ismin de Aristoteles’in, özellike Fizik felsefesine yönelik önemli eleştirileri olduğunu bilmek şaşırtıcıdır. Daha sonra gelen isimler içinde en çarpıcı olanı İskenderiyeli Aphrodisias’tır. Bu isimlerin, filozof özelliklerinden daha fazla bilim ile uğraşan kimseler olmaları da Peripatetikleri anlamaya çalışanlara yardımcı olabilecek bir özelliktir.



Boethius’un, çeşitli çalışmalarında kaleme aldığı bir diğer sınıflandırma ise Stoavari sınıflandırmadır. Burada felsefe üç kısımda değerlendirilmektedir: Mantık, Etik ve Fizik. Dikkat edilecek olursa bu sınışandırmada, daha sonraları sürekli olarak dile getirilen bir durum dikkat çekmektedir. “Felsefe, bütün bilimlerin anasıdır” anlayışı, yukarıdaki ayrımlandırmalarda açıkça göze çarpmaktadır. Felsefe, bilginin, bütün bilginin başlangıç noktası ve kaynağı olarak görülmektedir (Magee, 218). Yukarıdaki ilk ayrımlandırma, her bir bilimin nesnesine göre yapılmıştır. Bu da Aristotelesçi bir anlayıştır. Demek ki, Boethius, Aristoteles’in anlayışını takip ve kabul ederek, bilimlerin nesnelerine göre farklılıklar taşıdıklarını görmüştür. Buradaki nesneden anlamamız gereken formdur. Bu formlar, madde ile olan ilişkilerindeki
yakınlık ve uzaklığa göre bilimleri belli bir yere koymamıza neden olurlar. Sözgelimi doğa felsefesi veya fizik, fizik cisimlerin formları üzerine çalışmalar yapmaktadır. Bu cisimlerin hepsi birden gerçeklikte, yani doğada hareket halinde olduklarından madde ile birleşik durumdaki formları da hareket halindedir. Bunun yanı sıra matematik, madde ve hareketin bulunmadığı cisimlerin formlarıyla ilgilenmektedir. Bununla birlikte, bu formların cisimlerden gerçek anlamda ayrı bir tarzda varolmaları da asla düşünülemez; zira bunlar ancak bir cisimle birlikte işaret edilebilir yapılardır. İlahiyat ise madde ve hareketten bütünüyle ayrı formlar üzerine çalışmalarda bulunmaktadır (Maurer, 1982: 23).

Dikkat edilirse, Boethius, özellikle Peripatetik bilim sınıflandırmasında mantığa yer vermemektedir. Zira mantık konusu Boethius’un aklında belirgin bir yere oturmaz. Ona göre mantık, tıpkı Aristoteles’te olduğu gibi, bütün bilimler için gerekli bir araçtır; çünkü mantık, düzgün düşünmeyi ve doğru sonuçlara ulaşmayı öğretmektedir. Bununla birlikte Stoavari bilim sınıflandırmasında Boethius mantığa bilim ve felsefenin bir dalı demekte herhangi bir sakınca görmemektedir; zira mantık kendine özgü nesnesi olan ve bu nesneyi de diğer bilimlerden çok farklı şekilde kullanan bir etkinliktir. Mantık, tıpkı bir el gibi düşünülmelidir. Ona göre gramer ve retorik de, tıpkı mantık gibi bilimin kullanımında olan etkinliklerdir. Boethius’a göre bilim, araştırmaları sonucunda elde ettiklerini, bunlar olmaksızın asla ifade edemezdi (Maurer, 1982: 24). Mantık, retorik ve gramerin meydana getirdiği bilim topluluğuna Boethius’tan önce de trivium denmekteydi. Buna karşılık aritmetik, geometri, astronomi ve müzik’ten oluşan topluluğa quadrivium adını veren ve astronomi dışında diğerlerinin hepsi hakkında çalışmaları kaleme alan Boethius’tur.



Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı