Baruch Spinoza'nın Ahlak Felsefesi, Etik Anlayışı

Spinoza’nın politik görüşleri etiğinin temel kavramları üzerinde yükselir ve Hobbes’un politik görüşleriyle uyum sergiler. Spinoza, her insanın yaşamda kalmak için çaba gösterdiğini (conatus) ve bu çabanın güç kavramını içerdiğini söylemekteydi. Doğal olarak güç de çaba göstermek de iyidir. Şu halde güçlü olmak erdemliliktir: bedenin ve zihnin gücünü azaltan her şey kötü, artıran her şey iyidir. Buna göre acı ve üzüntü kötüdür, sağlık ve neşe iyidir. “Doğa, doğaya karşıt olan hiçbir şeyi talep etmez çünkü o, insanın kendisini sevmesini ve kendine yararlı olan şeylerin çabası içinde olmasını ve kendisini daha fazla yetkinliğe yönelten bir çabada bulunmasını talep etmektedir.” (Thilly, 2007: 105)



Conatusun gerektirdiği bu atılımlar tek birey açısından düşünüldüğünde bencillik gibi görünebilir. Bu, Hobbes’un da dediği gibi doğa durumudur. Doğa durumunun doğal koşulları insanı, büyük balık küçük balığı yutar noktasına getirmektedir. Oysa insan, anarşi ve karmaşanın yarattığı kötülüklerden kaçınmak için başka insanlarla örgütlü bir toplumsal düzen içinde yaşamak yoluna gitmelidir. Bu durum, her şeyi yapma doğal hakkının kısıtlanması pahasına olsa bile. (Copleston, 1996: 53). Bu durumda insanlar aralarında bir sözleşme yapma noktasına gelirler: ‘Hak,’ ‘yasa,’ ‘haklı’ ve ‘haksız gibi terimlerin anlamlarını yeniden belirleme yoluna giderler ve gönüllü olarak toplumsal yaşama ayak basarlar. Bu, güvenlik ve yaşamı sürdürme adına aklın gereği olan bir koşuldur ve ayrıca insanlar kendilerini geliştirebilmek için de öteki insanların yardım ve katkılarına gereksinim duyarlar.

Şu halde birey başkalarıyla kalıcı bir toplum için birleşmediği sürece, gücü ve doğal hakkı sürekli olarak etkisizleştirilme tehlikesi içinde olacaktır. Bu nedenle toplumsal sözleşme kaçınılmazdır. Toplumsal sözleşme bireyin öz çıkarlarını koruma konusundaki aydınlanmış tutumuna dayanır; bu şekilde toplumsal yaşamın getireceği kısıtlamalar, bireyin iyiliği açısından doğa durumunun taşıdığı tehditlerin önüne geçmiş olur.



İnsanın doğal durumu büyük balık küçük balığı yutar sözünü haklı çıkaran bir görünüm sunduğu için insanlar arasında yapılan toplumsal sözleşme insanın yeryüzündeki yaşamının devamı için önemlidir.

Böylece bireyler sözleşme gereği doğal haklarını egemen güce teslim ederler. Ama tüm gücü devretmek olanaksızdır. Çünkü insanın doğasından gelen değişmez bazı yönelimler vardır. Örneğin egemen için insanlara haz verici olanı sevmemelerini buyurmak boşunadır. Bunun dışında dışında yönetilenler yönetenin buyruklarına boyun eğmek zorundadır. Ne var ki egemenin getirdiği yasalar nedeniyle hukuk ve hukuksuzluk koşulları da doğabilir. Haksızlık etme, boyun eğme gibi durumlar egemenlik altında olmaksızın düşünülemezdi. Teolojik-Politik İnceleme’de Spinoza “en ussal devlet en özgür olanıdır” biçimindeki yargısını dile getirir. Çünkü özgürce yaşamak aklın kılavuzluğu altında yaşamanın en yetkin düzeyini gösterir ve bu tür bir yaşam biçimi en iyi güvencesini demokraside bulur. Ona göre demokrasi tüm hükümet biçimleri içinde en doğal olanı ve bireysel özgürlükle en uyumlu olanıdır. Bu yönetimde hiç kimse doğal haklarını mutlak olarak devretmez. Yalnızca bunların bir bölümünü kendisinin bir birimi olduğu toplumun çoğunluğuna terk eder. Böylece tüm insanlar, doğa durumu içindeymiş gibi birbirlerine eşit olarak kalırlar. Ona göre demokrasinin temeli ve amacı, akıldışı olan isteklerden kaçınmak ve insanları olanaklı olduğu ölçüde aklın denetimi altına getirmektir; insanlar ancak bu şekilde barış ve uyum içinde yaşayabilirler.



Devletlerarası ilişkilerde Spinoza yine güç kavramına geri döner: Devletler elbette birbirleriyle anlaşmalara girebilirler ama böyle anlaşmaları yürütmek için hiçbir yetke yoktur. Bu nedenle devletlerarası ilişkiler sonul anlamda yasa tarafından değil, güç ve öz-çıkar tarafından yönetilir. Devletlerarası bir sözleşme, onun tehlikeyi önleme ya da yarar sağlama temeli yürürlükte olduğu sürece geçerlidir. Ve yine artan bir iyilik umudu ya da bir kötülükten korku olmadıkça, hiçbir kimse ya da grup bir anlaşmaya girmez. Spinoza’ya göre bu durum deneyim tarafından yeterince gösterilmiştir. Ne var ki bu söylem, Spinoza’nın kendi döneminin koşulları içinde geçerlidir. Günümüzde uluslararası hukuk oldukça gelişmiştir; ilişkiler güç ve öz-yararın dışında yasa ve üst yetkeler tarafından denetlenmekte ya da garanti altına alınabilmektedir. Ama yine de tam bir kesinlik sağlanabildiği söylenemez.

Hazırlayan:
Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı