Anselmus'un Tanrı İspatı, Tanrı'nın Varlığının Kanıtlamaları

Birinci Tanrı kanıtlaması, aslında bütün bir felsefe tarihi içinde ön planda olan yaklaşımdır. Buna göre aklımız ve duyularımız, çevremizde pek çok iyi şeyin bulunduğu konusunda bilgi iletir. Bu noktadaki temel soru şudur: Bütün bu iyi şeyler, tek bir iyi şeyden dolayı mı iyidirler; yoksa her birindeki iyilik kendine özgü bir özellik mi içermektedir?



Elbette bu sorunun Anselmus tarafından verilen cevabı açıktır: Bütün iyi şeyler tek bir iyiden dolayı iyidirler. Zira iyi olan şeylerin iyilik dereceleri birbirinden çok farklıdır ve bunların iyiliği aldıkları şeyin, bütün iyi şeylerin pay aldığı iyilik olması gerekmektedir. Herkesin ve her şeyin iyi oluşunun nedeni olan iyiliğin de bir nedeninin olması düşünülemez. Öyle olmuş olsaydı o zaman kendisi dışındaki şeyleri belli bir yöne doğru taşıyamazdı. Bu yüzden bu iyinin varoluşunun bizzat kendisi aracılığıyla gerçekleştiğini söylemek gerekir. Sadece o, bütün diğer iyi şeylerin üstünde en yüksek iyidir ve bütün varolanlar içindeki tek mükemmel olan olarak Tanrı’nın kendisidir.

Orta Çağ felsefesinde yer bulmuş olan neredeyse bütün Tanrı kanıtlamaları birbirine benzeyen yöntemler kullanmaktadır. Anselmus’un başka bir Tanrı kanıtlaması da gene başka kanıtlamaları hatırlatan bir gelişim göstermektedir. Ona göre her şey varoluşunu, varoluşunu bizzat kendisi aracılığıyla gerçekleştiren bir varlıktan almaktadır. Var olmak, belli bir düzeyde mükemmellik içermektedir. Aşağı yukarı mükemmel olan her var olan, bu mükemmelliğini en yüksek derecede mükemmelliği sahip olandan almaktadır ve o da Tanrı’dır.



Anselmus’un Tanrı kanıtlamasına Ontolojik Tanrı Kanıtlaması denmesinin nedeni, onun aşırı gerçekçi yaklaşımıdır.

Felsefe tarihinde Ontolojik Tanrı Kanıtlaması ifadesini kullanan Immanuel Kant (1724-1804) olmuştur. Spekülatif akıl aracılığıyla gerçekleştirilebilecek Tanrı kanıtlamalarının üç tane olduğunu ve bunlardan birinin de ontolojik olduğunu dile getirmiştir (Kritik der reinen Vernunft, A590/B618). Aslında Kant, doğrudan doğruya Anselmus’un kanıtlamasına değil; fakat onunkinin değişik bir şekli olan Descartes’ın Tanrı kanıtlamasına bu adı vermişti. Saf Aklın Eleştirisi adlı eserinde Kant, Descartes’ın Tanrı’nın varoluşunu yalın Tanrı idesinin kendisinden hareketle kurduğunu söylemişti. Bununla birlikte böyle bir yaklaşımın Anselmus için geçerli olup olmadığı tartışmalıdır.

Anselmus, Monologion’u kaleme aldıktan sonra Tanrı’nın varoluşunu kanıtlamak için daha basit bir yol olup olmadığını düşünmeye başlar. Bu düşünceleri onu çok basit bir Tanrı kanıtlamasını oluşturmaya yöneltir. Proslogion adlı eserinde okuyucuyu yönlendirirken Tanrı kanıtlamasını inşa edeceği yolu da belirlemiş olmaktadır. Bu kanıtlama, Tanrı sevgisi ve sezgi aracılığıyla gerçekleşecektir. Açıkça belirtmek gerekirse Anselmus, bu kanıtlamada Augustinus’u takip etmektedir. Augustinus Tanrı’yı tarif etmeye çalışırken “kendisinden daha iyisi düşünülemeyecek olan” (quo esse aut cogitari melius nihil posit) ifadesini kullanmıştı. Felsefe tarihinde bir dönem dile getirilenler, daha önceki dönemlerde de öyle veya böyle dile getirilmişlerdir. Dolayısıyla Augustinus’u da önceleyen biri bulunmaktadır: Ünlü Romalı filozof Seneca da Tanrı’yı “kendisinden daha büyüğü düşünülemeyecek bir büyüklük” olarak anlamıştı.



Proslogion’un ikinci kısmında Anselmus, “İnanmaktayız ki sen (Tanrı), kendisinden daha büyüğü düşünülemeyecek olan bir şeysin.” demektedir. Bu ifadede içerilenleri Anselmus iki yönden anlamayı denemektedir. Bunlardan ilki, akılda (in intellectu) biçimlenmektedir. Ona göre bir aptal bile “Tanrı yoktur.” dediğinde bu sözlerin gerçekten olup olmadıkları konusunda bir anlayış geliştirmese de dile getirdiklerini anlayabilecek durumdadır. Böylelikle Tanrı’yı inkar edenler de dâhil olmak üzere herkes, kendi aklında Tanrı ile ilgili bir kavrayışa sahiptir. Anselmus’a göre Tanrı’nın sadece akıldaki bir kavrayış veya idea olması kabul edilebilir bir şey değildir. Kendisinden daha büyüğü düşünülemeyecek olan şey olarak Tanrı bir kez düşünüldüğünde o, sadece akılda (in intellectu) var olmakla kalmayacak; fakat aynı zamanda gerçeklikte de (in re) yer alacaktır. (Si enim vel in solo intellectu est potest gogitari esse et in re quod maius est.) Bu kanıtlamada Anselmus’un kalkış noktası Tanrı’ya imandır. Kanıtlama, daha öncekilerin de yapmış oldukları gibi akılda başlamakta ve ilahi aydınlanmanın yardımıyla devam etmektedir.

Anselmus’un bu kanıtlamasını ortaya atmasından sonra kendisine yöneltilen en önemli eleştirinin sahibi Marmoutier (Tours) rahiplerinden Gaunilon’dur. Gaunilon kanıtlamaya ilişkin olarak iki önemli eleştiri getirmektedir. “Aptal Namına” başlıklı küçük makalesinde Gaunilon, aptalın bu sözleri söyleyebileceğini ve ağzından çıkan bu sesleri duyacağını kabul eder. Bununla birlikte bunu, Tanrı’yı algılayabileceğinden daha fazla kavrayamaz. Zira aptal, kendisi bizzat Tanrı olan bir gerçekliği bilmemektedir. Daha da önemlisi, başka gerçekliklerden hareketle Tanrı’ya ilişkin bir kavrayışa da ulaşamaz; çünkü Anselmus’a göre Tanrı’dan başka bir gerçeklik yoktur.



Gaunilon’un ikinci eleştirisi ise daha çarpıcıdır: Kendisinden daha büyüğü düşünülemeyecek olan şeyi düşündüğümüzde bu düşüncenin sadece akılda değil; fakat aynı zamanda gerçeklikte de bulunduğu sonucuna ulaşmak imkânsızdır. Zira kanatlı at, tekboynuz gibi pek çok gerçek dışı şey hakkında düşünebiliriz. Ne var ki bunların hiçbiri, sadece düşüncede var olduklarından dolayı gerçeklikte de var olmaya başlamazlar. Anselmus’un bu karşı çıkışa itirazı gecikmemiştir. Düşüncede var olanın gerçeklikte de var olması meselesi, sadece tek bir varlık için geçerlidir ve o da Tanrı’dır. Zira Tanrı, olmaması düşünülemeyecek olandır. Tanrı’nın akılda “kendisinden daha büyüğü düşünülemeyecek olan” olması, gerçekliğin de bu kavrayış esasına göre zorunlu olarak biçimlenmesi demektir.

Anselmus’un bu anlayışı, kendisinden sonra gelen pek çok filozof tarafından dikkate alınmıştır. Bu yaklaşıma sıcak bakanlar olduğu gibi bu anlayışı benimsemeyen, reddedenler de ortaya çıkmıştır. Bonaventura, Duns Scotus, Rene Descartes, Gottfried Wilhelm Leibniz ve Georg Wilhelm Friedrich Hegel gibi filozoflar; bazı değişiklikler ve eklerle birlikte Anselmus’un Tanrı kanıtlamasını benimsemişlerdir. Gaunilon ile aynı düşüncede olup kanıtlamayı reddedenlerin arasında, Thomas
Aquinas, John Locke ve Immanuel Kant gelmektedir.



Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı