Albertus Magnus'ta Felsefe-İlahiyat Ayrımı

Albertus Magnus’un felsefesindeki en keskin ayrımlardan biri felsefe ile ilahiyat arasında yaptığı ayrımdır. Ona göre ilahiyat, kökenini vahiyden almaktadır. Bu kökenin, yani vahyin işlenmesi ve insan için anlaşılabilir bir duruma getirilmesi doğal akıl aracılığıyla mümkün olur.



Albertus Magnus’a göre bu sürecin ortaya çıktığı alan, metafizik felsefenin alanıdır. “Dolayısıyla metafizik veya ilk felsefe, ilk Varlı k olarak Tanrı ile ilgiliyken, ilahiyat, iman yoluyla bilinen Tanrı hakkında söz söylemektedir” (Copleston, 2003: 295). Bu genel ayrım, farklı bilgi alanlarına ilişkin bir ayrımdır. Bu farklı alanlarda işgören insanların akıllarını aydınlatan ve ilkelerin farkına varmalarını sağlayan ışıklar da gene farklı kaynaklardan gelmektedir. Felsefeyle ilgilenen insanın aklın genel ışığı ile, ilahiyatla ilgilenen insanın ise imanın doğaüstü ya da ilahi ışığıyla beslendiği açıktır.

Albertus Magnus’un bu ayrım sayesinde gerçekleştirdiği şey, yaklaşık olarak altı yüz yıl boyunca süregelen felsefenin ilahiyatın hizmetçisi olduğu yönündeki anlayışı düzeltmek olmuştur. Albertus Magnus, bununla, felsefenin ilahiyattan farklı ve bağımsız bir şekilde çalışan bir bilim olduğunu ileri sürmektedir. Elbette daha önceki filozoflar arasında bu tarz bir anlayışı dile getirenler olmuştu. Bununla birlikte, aşağı yukarı ilk defa Albertus Magnus, bunu düşünce eylemine de taşıyan bir filozof olarak karşımıza çıkmaktadır. Ne var ki, dönemin din eksenli bir dönem olduğu da asla unutulmamalıdır. Zira bazı din adamlarının baskısıyla Albertus Magnus, felsefi önermelerin dini önermelerin yanında ikinci derecede sayılması gerektiğini de söylemektedir (Copleston, 2003: 296).



Felsefenin ilahiyata hizmet amacıyla bilgi üreten bir etkinlik olmadığını her fırsatta dile getiren Albertus Magnus bu yönüyle de çağdaşları olan Rogerus Baco ve Bonaventura’dan ayrılmaktaydı. Albertus Magnus, bu ayrımıyla, aklı hor gören ve aklın ürettiklerini ilahiyatın ürettiklerinden daha aşağı sayan düşünürlere karşı ciddi bir karşı çıkış geliştirmiştir. Ona göre aklın ortaya koyduğu ve insanı yönlendirdiği hiçbir durum bir kenara terk edilemez. Bundan dolayı, Aristoteles’in takipçisi olarak Albertus Magnus, doğadaki mineralleri, bitkileri, hayvanları ve böcekleri sınıflandırma işine girişmiş, bu alanlarda bugün dahi ciddiyetle ele alınan ve itibar edilen eserler meydana getirmiştir. Doğa bilimleri alanında yaptığı çalışmalarda sergilediği önemli başarılar, onun felsefeyi bağımsız bir disiplin olarak gören yaklaşımında gizlidir (Maurer, 1982: 154).



Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı