El-Kindi (El Kindî)'nin Bilgi Felsefesi Anlayışı: Akıl İdraki

Kindî’nin, “varlığın hakikatini kavrayan basit [yalın] cevher” şeklinde tanımladığı akıl (Kindî, 2002: 185), insan nefsinin en önemli gücü ve işlevi olup duyu algısını aşan cins ve tür gibi tümeller ile önsel (a priori) bilgileri idrak eder. Duyu algısında nesnelerin zihinde ortaya çıkan bir maddi form veya imajı söz konusu iken, akıl idrakinde böyle bir imajdan söz edilemeyeceğine dikkat çeken filozofa göre akıl, maddi olmayan varlıklar alanına ait bilgileri aracısız ve zorunlu olarak algılar. O bunu söylerken aslında akli bilginin duyu bilgisi gibi sübjektif değil, objektif olduğunu vurgulamak istemiştir (Kaya, 2002: 22).



Kindî, vazgeçilmez bilgi kaynağı olarak gördüğü aklın mâhiyet ve işlevini Akıl Üzerine adlı bağımsız bir eserde irdelemiştir. İnsan aklının, işlevini kendiliğinden mi yoksa dış bir etki sonucunda mı gerçekleştirdiği hususu Aristoteles’ten itibaren bir tartışma konusu olmuş ve Meşşâî felsefede farklı şekillerde yorumlanmıştır. Aristoteles’in özellikle etkin akıl-edilgin akıl ilişkisini ışık ile görme duyusu arasındaki ilişkiye benzetmesi, etkin aklın da ışık kaynağı gibi dışardan etki eden bir şey olduğu yorumlarına sebep olmuştur.

Aristoteles Kitâbü’n-Nefs’te (De Anima) aklı edilgin ve etkin olmak üzere ikiye ayırır. Ona göre insan nefsinin bir gücü ve yeteneği olan edilgin (pasif) akıl bir güç ve imkândan ibaret olup “üzerine hiçbir şey yazılmamış levha” gibidir. Cisimli olmayan güç ve imkân halindeki edilgin aklın kendiliğinden fiil durumuna geçip işlevini yerine getirmesi düşünülemeyeceği için Aristoteles, onu harekete geçirenin bütünüyle maddeden ayrık/soyut (mufârık), edilginlikten uzak, sürekli fiil halinde ve ölümsüz olarak nitelendirdiği etkin (aktif) akıl olduğunu belirtir. Ona göre güneş ışığının tabiattaki renk ve şekilleri görmemizi sağlaması gibi, etkin akıl da edilgin aklın soyut ve tümel kavramları algılamasını sağlar (Sarıoğlu, 2003: 119).



Kindî insan aklının soyutlama ve bilgi üretme sürecini Aristoteles ile onun Grek yorumcuları olan İskender Afrodisî ve Themistius’tan farklı bir sınıflandırma ve adlandırma altında yorumlamıştır. (1) Kindî’nin “sürekli fiil halindeki akıl” (el-aklü’llezî bi’l-fi’l ebeden) adını verdiği etkin akıl, insana dışarıdan etki eden bir şey değildir. Maddeden bağımsız soyut bir cevher olan nefis, varlığın tür ve cinslerine ait tümel kavramları algılayıp onlarla özdeşleşir ki insan aklını güç halinden fiil alanına çıkaran işte bu tümeller olup etkin akıl (bilfiil akıl) işlevi görürler. Filozofun bu yorumunu dile getiren ifadesi şöyledir: “Nefis türlerle birleşince fiil halinde akıl olur; birleşmeden önce ise kuvve halinde akıldır. Her şey bir başka şey için kuvve halindedir; onu fiil alanına çıkaran bir başka şeydir. Nefsi kuvveden fiile çıkarıp fiil halinde akıl durumuna getiren -yani varlığın küllî olan tür ve cinsleriyle birleştiren- bizzat o küllî kavramlardır. Külliler nefisle birleşince nefis akletmeye [düşünce üretmeye] başlar yani varlığa ait kavramlar onda bulunduğu için bir bakıma o [aktif] akıl sayılır. Küllî kavramlar nefiste kuvveden fiile çıktığına göre, onlar nefiste kuvve halindeki “müstefâd akıl” durumundadırlar. İşte nefsi kuvveden fiile çıkaran sürekli fiil halindeki akıl bu akıldır” (Kindî, 2002: 177).

Aktif akıl yorumuyla Kindî, İbn Rüşd ile birlikte, Meşşâî felsefenin önde gelen diğer temsilcileri Fârâbî ve İbn Sînâ’dan ayrılmış olmaktadır. Daha sonra ele alınacağı üzere gerek Fârâbî gerekse İbn Sînâ sürekli fiil halindeki etkin akla epistemolojik işlevinin yanında biri ay feleğinin aklı sayarak kozmolojik, diğeri vahiy meleği Cebrâil ile özdeşleştirerek de teolojik olmak üzere iki işlev daha yüklemiştir. Oysa İbn Rüşd gibi Kindî’de etkin aklın sadece epistemolojik konum ve işlevinin olduğu görüşündedirler.



(2) Kindî’ye göre insanın doğuştan sahip olduğu “güç halindeki akıl” (el-akl bi’l-kuvve) tümel kavramları algılamadığı yani sürekli fiil halindeki akıl ona etki etmediği sürece pasif bir güç durumundadır. Sürekli fiil halindeki aklın etkisiyle güç halindeki akıl soyutlama yaparak kavram ve bilgi üretmeye başlar. (3) Bu aşamada artık “fiil alanına çıkan müstefâd akıl” (el-aklü’llezî harece mine’l-kuv-ve ile’lfi’l) söz konusudur. Akıl ile kavram (akıl ve ma’kul) birleşip özdeşleştiği için istediğinde bilgi üretebilen bu aklın en belirgin özelliği, varlığa ait cins ve türleri yani tümeller ile önsel bilgileri algılamasıdır. (4) Kindî’nin dördüncü sırada zikrettiği “beyânî veya zâhir akıl” (el-aklü’l-beyânî evi’z-zâhir) bir önceki yani müstefâd aklı n aktif durumudur. Filozof bunu, herhangi bir alanda bilgi sahibi olan birinin, mesela yazı yazmayı bilen kimsenin bizzat yazarak bildiğini göstermesi örneği ile açıklar. (Kindî, 2002: 260-261). Özellikle bu son aşamadaki beyânî veya zâhir akıl Kindî’nin tasnifine özgü olup ne önceki yorumcular da ne de sonraki meşşâilerde görülür.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı