Pierre Abeilard (Petrus Abelardus)'ın Ahlak Felsefesi

Antik Yunan felsefesinin en önemli deyişlerinden biri olarak bildiğimiz “Kendini Tanı”, yukarıda da belirttiğimiz gibi Abelardus’un bir eserinin başlığıdır. Abelardus, “Scito te Ipsum” başlıklı eserinde çeşitli ahlak sorunlarını ele almaktadır.



Tümeller tartışmasındaki yerini net olarak saptamak zor olan Abelardus, ahlak anlayışında bireyi ön plana çıkartan, daha çok adcı diyebileceğimiz bir çizgide yer almaktadır. Bu bakımdan onun bireyin sorumluluğunu ön plana çıkartan ve suç ve günahı kişinin kendi sorunu yapan bir ahlak anlayışı biçimlendirmeye çalışan Abelardus, denebilir ki, Ortaçağın ahlak anlayışını da biçimlendirmiş, ona yön vermiştir. Ortaya koyduğu moral öğreti hâlâ Hıristiyan dünyasında tartışılmakta, yeni çalışmalara ışık tutmaktadır. Bu durum son derecede olağandır; zira Abelardus, ahlakını kurarken Hıristiyanlıktan büyük ölçüde yararlanmıştır (Çotuksöken, 1988: 59). Bununla birlikte, onun sadece dinden kaynaklanan bir ahlak anlayışı ortaya koymadığını da belirtmek gerekir. “Abelardus’un tek dayanağı hiçbir zaman dine ve dinin temel olgusu olan inanca indirgenemez. Akla değer verişi, bir antik çağ düşünürü kadar akla dayanışı, insanın ancak akıl varlığı olmasıyla ahlak fenomeninin var olacağını ileri sürmesi, diyalektiğe verdiği büyük önem bunu bize açıkça göstermektedir.” (Çotuksöken, 1988: 63)



Abelardus’un başlangıçta ele aldığı kavram, günah kavramıdır. Günahın bireysel yönüne özellikle vurgu yapan Abelardus’a göre günah, bilerek ve isteyerek Tanrı’nın kendisine ve onun emirlerine karşı gelmektir (Maurer, 1982: 68). Zihinsel olarak kendi kendine yeten her yetişkin, tarihin her döneminde belli başlı yasakların varlığından haberdardır. Bu yasaklar arasında insan öldürmemek, hırsızlık yapmamak ve zina gibi her dönemde geçerli yasaklar bulunmaktadır. İnsanın bu yasaklarla olan ilişkisi, ondaki bilinç durumu (conscientia) üzerinden gerçekleşmektedir. Bu bilinç üzerinden eylemlerimizi gerçekleştirirken, içimizdeki sese göre hareket etmek mecburiyetimiz vardır. Dolayısıyla Abelardus’a göre eylemlerimizin gerçekleşmesi neticesinde ortaya çıkan durumdan daha önemli olan şey, içimizdeki niyettir. Başka bir deyişle niyet, eylemden daha önemlidir. Zira ilahi yasalarla olan en derin ve gerçek temas, zihinsel olarak içimizde gerçekleşmektedir.

Günah, o hâlde, kötü niyet sonucunda ortaya çıkmaktadır. Buradan hareketle Hıristiyanların ilk günah adını verdikleri ve Adem ile Havva’nın cennetten kovulmasına neden olan olay, bütün insanlığı bağlayacak bir durum değildir. Günah, insanın bireysel niyetiyle ilgili olduğundan ilk günah da Adem ile Havva’nın bireysel günahlarıdır. Hıristiyanların bu konuda paylaştıkları şey, işlenen günahın kendisi değil; fakat bu günahtan dolayı ortaya çıkan cezanın kendisidir (Maurer, 1982: 69). Zira günahın kendisi, onu ortaya çıkaran niyet paylaşılmadığı taktirde ortak bir boyut kazanmaz.



Niyeti bu derecede bireysel anlayan Abelardus, gene de bir Ortaçağ filozofudur ve elbette öğretisini ilahi olan ile ilişkilendirmek durumundadır. Niyet, eylemlerimizde ortaya çıkan sonuçtan çok daha önemlidir; fakat bu niyetin iyi veya kötü olduğuna nasıl karar vereceğimiz de ayrı bir soru konusudur. Bu sorunun cevabı Tanrı’dadır. Zira iyi niyet, sadece öyle göründüğü için iyi olamaz. Onu temelde etkileyen bir nedensiz (kendi varoluşunun nedeni olmayan anlamında) nedenin bulunması gerekir. Başka kelimelerle ifade edecek olursak, niyette göreceli bir duruma düşmemek için niyetimizin Tanrı’nın irade ve niyetine uygun olması gerekmektedir. Onun irade ve niyeti vahiyde açıkça belirtildiği için Abelardus’a göre vahye uygun yaşamak, Tanrı’nın irade ve niyetine uygun davranmak anlamına gelmektedir.

Abelardus’un ahlak öğretisi, yukarıda Çotuksöken’den yaptığımız alıntıda da açıkça dile getirildiği gibi öznel bir ahlaktır. Bu ahlakın temelinde tek bir ölçüt bulunmaktadır, o da bireysel niyettir. Başka türlü ifade edecek olursak, insanın eylemleri söz konusu olduğunda eylemimizi belirleyecek nesnel bir zemine dayalı herhangi bir içsel ahlak yasasına gereksinim yoktur. Bunun yerine görülmesi gereken asıl durum, eylemlerimizi ilahi niyetle uyumlu bir şekilde yargıladığımız olmalıdır. Gerçi bu öznellik ve niyetin bireyselliği ile eylemlerimizdeki iyi ile kötünün akılsallık temelinde belirginlik kazanması, Abelardus’un başına büyük işler açmıştır.



Abelardus Christiana Theologia adlı eserinde Tanrı’nın pagan filozofları da bir şekilde aydınlattığını, onları ve düşüncelerini Hıristiyan hakikatine yakınlaştırdığını söylemektedir. Bu büyük Yunan/pagan filozofları sayesinde paganlar da Tanrı’nın iradesi hakkında aydınlanmış oldular. Bundan dolayı da moral iyilik ve ruhsal kurtuluşa yakınlaştılar. Abelardus’a göre bir insan, Tanrı’nın iradesi hakkında herhangi bir bilgiye sahip değilse ve eylemleri de imanın emrettiklerinin aksine içerikteyse, o zaman bu insanın günah işlemekte olduğunu söyleyemeyiz (Maurer, 1982: 69). Aslında Abelardus’un burada söylemeye çalıştığı şeyin Platoncu bir yönü olduğunu belirtmek gerekir. Abelardus, bildiğimize ve bilgimize uygun davranmanın iyi niyeti belirlediğini ve bu niyetle gerçekleştirilen eylemlerin de iyi olmak zorunda olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Aksi şekilde davranıp, yani bildiklerine aykırı davranmış olsalardı, bilgilerine ihanet etmiş sayılacaklar ve kötü bir niyetin öncelediği kötü eylemlerde bulunarak günah işlemiş olacaklardı.

Abelardus’un, dönemine göre epeyce ileride sayılabilecek bu düşünceleri, elbette kendi döneminde kabul görmedi. Bu yaklaşımını içeren öğretisi 1141’deki Sens Konsili’nde yargılandı ve Abelardus mahkum edildi. Abelardus’un ahlak öğretisi tümeller tartışmasında almış olduğu konumu ile paralellik taşımaktadır. Tümeller de ahlak kuralları da şeylerin içinde olmadıklarından her ikisine ilişkin varoluş kaynağı sadece Tanrı’da bulunmaktadır. Önemli olan şey, bireysel insanın konuya ilişkin tavrıdır (Maurer, 1982: 70; Wulf, 1951: 200, Marebon, 2007: 409).

Abelardus’un kurduğu ve başında bulunduğu okul, on ikinci yüzyılın çok önemli adcılarını yetiştirmiştir. Ortaçağ’da özellikle Thomas Aquinas’ın düşüncelerinde önemli bir yer tutan Petrus Lombardus’un Abelardus’un öğretisinden etkilenmiş olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte, Abelardus’un belki de en büyük şanssızlığı, ölümünden sonra gelen çağın Aristoteles’in yeniden keşfedildiği bir çağ olması ve bütün düşünce akımlarının bu durumdan önemli ölçüde etkilenmesidir. Abelardus, kendisinden sonra gelen ve büyük ölçüde Aristoteles’i tanımış olmaları nın etkisiyle kurulan büyük sistemlerin sahipleri olan Thomas Aquinas veya Duns Scotus gibi filozoflar gibi büyük ve tutarlı bir düşünce üretememişse de özellikle mantık alanındaki düşünceleri ile buna paralel felsefi çalışmaları ona olan ilgiyi giderek artan bir şekilde canlı tutmayı başarmıştır.



Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı