Würzburg Okulu Nedir?

Başlangıçta Wundt'un takipçisi olan Külpe bir grup öğrencinin psikoloji üstatlarının (Wundt gibi) çalışma sınırlamalarından ayrılmaları için kılavuzluk etmiştir. Külpe'nin hareketi belki bir devrim niteliğinde değildi ama, Wundt'un düşüncelerinin darlığına karşı bir özgürlük bildirgesiydi. Külpe, Wundt psikolojinin önemsemediği pek çok mesele üzerine çalışmalar yapmıştı.



Külpe üniversite eğitimine 19 yaşındayken Leipzig'de başladı. Niyeti tarih okumaktı fakat Wundt'un etkisiyle kısa bir süre için felsefeye ve 1881 yılında hâla başlangıç aşamasında olan deneysel psikolojiye yöneldi. Tarih Külpe için güçlü bir cazibe merkezi olmayı sürdürdü ancak bir yıl sonra Berlin'de Wundt ile psikoloji alandaki çalışmasına kaldığı yerden devam etti. Birbirinden farklı iki akademik alan olan tarih ve psikoloji eğitiminden sonra 1886 yılında Leipzig'e Wundt'un yanına döndü ve orada 8 yıl kaldı. Leipzig'deki eğitimini başarıyla bitirdikten sonra Wundt'un asistanı olarak burada kaldı, laboratuvarda araştırmalar yürüttü ve bir ders kitabı olan Psikolojinin Anahatları'nı kaleme aldı. 1893 yılında yazılan bu kitap Wundt'a ithaf edildi. Külpe bu kitabında psikolojiyi, deneyimi yaşayan bireye bağlı deneyim ol­gu bilimi olarak tanımladı.

Külpe 1894 yılında Würzburg'da profesör oldu ve iki yıl sonra hemen hemen Wundt'un Leipzig laboratuvarı kadar önemli olan bir laboratuvar kurdu. Würzburg'un etkisi altında kalan öğrenciler arasında birkaç Amerikalı da vardı. Bunlardan birisi olan James Rowland Angell işlevselciliğin gelişmesindeki en önemli şahsiyetlerden birisidir. Aslında laboratuvar'ın ilk yıllarında Külpe psikolojiden çok felsefe ve estetik ile ilgileniyordu. Yazıları genel nitelik itibariyle felsefi olmasına rağmen, onun yönetiminde laboratuvarda yapılan çok sayıda araştırma yayınlandı. Külpe sadece öğrencilerinin araştırma­ları için esin kaynağı olmakla kalmadı, ayrıca Würzburg'da yapılan zahmetli içgözlem deneylerinin çoğunda da gözlemci olarak görev yaptı.



Würzburg okulunun araştırma konuları çok çeşitliydi. Karl Marbe'nin çalışması, ağırlıkların karşılaştırılmalı yargısı üzerine olan çalışma oldu. Marbe duyular ve imgeler, gerçekte görev esnasında hazır oldukları halde, yargılama (karar verme) sürecinin bizzat kendisinde rol oynamıyor göründüklerini söylemiştir. Denekler kararların (daha ağır veya daha hafif) zihinlerinde yargılama (karar verme) sürecinin bizzat kendisinde rol oynamıyor göründüklerini söylemiştir. Denekler kararların (daha ağır veya daha hafif) zihinlerinde nasıl oluştuğunu bilmemektedirler. Bu bulgu yüzyıllardır desteklenen bir düşünce hakkındaki inançla tezat oluşturmuştur: Önceleri bu tür bir karar verirken deneklerin ilk nesnenin zihinsel imgesini hatırladıkları ve onu ikinci nesnenin duyusal izlenimiyle karşılaştırdıkları varsayılmıştı. Marbe'nin deneyi imge ile izlenim arasında böyle bir karşılaştırmanın olmadığını ve karar verme sürecinin tanımlanmasının zannedilenden çok daha güç olduğunu göstermiştir.

Würzburg'da yapılan bu ve benzeri deneyler göstermiştir ki bilinç unsurları çoğunlukla gerekli görülmelerine rağmen düşünme için temel teşkil etmezler. Görünüşe göre orada daha önceden ihtimal verilmeyen başka bilinç durumları mevcuttur. Tereddüt, şüphe, güven, bir çözümü araştırma veya bekleme gibi ek durumlar ne duyum ne imge ne de duygu olarak ele alınabilir. Bu durumlar başlangıçta “bilinç tutumları” olarak adlandırılmıştır. Daha sonra yapılan başka bir çalışmada J. Orth, Wundt'un gerilim-rahatlama, heyecan-çöküntü duygularının aynı soyut ve bulanık bilinç tutumlarına indirgenebileceği fikrini ortaya atmıştır.

Würzburg grubu ayrıca çağrışım ve irade konularıyla da ilgilenmişlerdir. Henry Watt tarafından yapılan klasik bir çalışma göstermişti ki çağrışımla ilgili bir görevde (örneğin deneklerden belirli bir kelimenin alt veya üst grup kelimesini bulmalarını istemek) denekler kendi kararlarının bilinç süreçleri hakkında çok az bilgiye sahiptir. Bu bulgu Külpe'nin bilinç deneyimlerinin duyumlara veya imgelere indirgenemeyeceği düşüncesine bir başka kanıt sağlamış oldu. Watt deneklerin tepki zamanı boyunca ne yapmaya niyetlendiklerinin bilinçli olarak farkında olmadıkları halde doğru şekilde tepki verdiklerini bulmuştur. Watt buradan yola çıkarak, görev henüz icra edilmeden önce, yönerge verilip anlaşıldığı zaman bilinç çalışmasının yapıldığı sonucuna ulaştı. Watt'a göre denekler yönergeyi aldıktan sonra istenen şekilde tepki vermeye yönelmektedir. Uyarıcı kelime verildiğinde, denekler çok fazla bilinçli bir çaba harcamaksızın yönergeyi uygulamaktadır. Denekler bu yönerge yoluyla, yönergenin gösterdiği doğrultuda karşılık vermek için açık bir şekilde bilinçsiz bir set veya yönlendirici eğilim (determining tendency) oluşturmuşlardı. Görev bir kez anlaşılıp, bu yönlendirici eğilim de tatbik edilince, gerçek görev, eğer sarf edilecekse çok az bir bilinçli çabayla yerine getirilir. Würzburg grubunun ortaya koymak istediği şey bilinçdışı yatkınlıkların bir şekilde bilinçli faaliyetleri kontrol edebildiği idi.



1907 yılında Karl Bühler'in çalışmalarıyla Würzburg okulunda yeni bir dönem başladı. Bühler'in metodu, deneklere cevaplandırılmadan önce biraz düşünmeyi gerektiren bir sorunun sorulmasını kapsıyordu. Denekler soruya cevap vermeye çalışırken deneycinin süreç hakkında araya sıkıştırdığı sorularla, geçirdikleri basamaklar hakkında mümkün olduğu kadar tam bir rapor veriyorlardı. Bühler'in önemi duyusal olmayan düşünce süreçlerinin varlığını özenli gösterilerle ortaya koymasından kaynaklanır. Daha önceden değindiğimiz gibi, bu düşünce ilk kez ortaya atılmıyordu. Fakat bu meselenin ancak bir yönüydü ve ilk Würzburg çalışmalarının temel vurgusu değildi. Bühler nitelik itibarıyla duyusal olmayan deneyim unsurları fikri üzerinde yoğunlaşmıştı. Kesin bir dille bu yeni yapısal element tiplerinin, bu düşünce süreci için çok önemli olduğunu ve ciddi bir şekilde ele alınması gerektiğini bildirmişti.

Wundt'un içgözlem metodunun Külpe tarafından arıtılması ve elementler listesine ekleme girişimi, beklendiği üzere, Ortodoks Wundtçuların yoğun eleştirilerine neden oldu. Wundt'tan gelen eleştiriler oldukça şiddetli ve iğneleyici saldırılar şeklindeydi. Wundt, Würzburg'un içgözlem şeklini “uyduruk'' deneyler olarak adlandırdı ve metodlarının gerçekte deney ve içgözlemi kapsamadığını öne sürdü.

Külpe'nin Würzburg'da kaldığı 15 yıl psikoloji tarihi içinde en etkili oldu­ğu dönemdi. 1909'da Bonn'a gitti ve orada bir laboratuvar açtı, 1913 yılında Münih'e hareket etti. Felsefe problemlerine, özellikle estetiğe ilişkin ilgileri Würzburg yıllarından sonra öne çıktı. Külpe Würzburg'da çalışmalar yapan öğrencilerini ilgilendirecek çok az şey yazdı ve düşünme sürecinin doğasına ilişkin tasarladığı tanımlamaları asla yazılamadı.

Würzburg'un psikoloji tarihindeki en önemli katkısı motivasyon konusu üzerine yaptığı vurgudur. Ayrıca, Würzburg'un, deneyimlerin sadece bilinç unsurlarına değil, bilinçsiz yönlendirici eğilimlere de bağlı olduğuna ilişkin kanıtları davranış üzerinde bilinç dışı belirleyicilerin rolünü akla getirmiştir (Davranışın bilinçdışı belirleyicileri Freud'un sistematik düşüncesinin önemli bir bölümünü oluşturur.)

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı