Muzaffer Şerif (Muzafer Sherif) Kimdir?

Muzaffer Şerif, Türk sosyal psikolog, düşünü ve yazardır.



1906’da İzmir’in Ödemiş ilçesinde varlıklı bir ailenin çocuğu olarak doğmuştur.

İzmir Amerikan Koleji’nin ardından İstanbul Dârü’l-Fünûnu (Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü (1928) bitirdi. 1929 yılında da psikoloji öğrenimi yapmak için ABD’ye gitti. Robert Woodworth (1869-1962) ve Edwin G. Boring (1886-1968) gibi ünlü psikologların yanında bulundu. Ancak sosyoloji, antropoloji, siyasetbilimi, iktisat ve tarih alanlarında da kendisini yetiştirdi. Özellikle yapmış olduğu çalışmalarla psikoloji tarihinde kendine seçkin bir yer edinmeyi başardı. Özellikle kişilik psikolojisinin kurucusu Gordon Allport’tan (1897-1967) etkilendi. 1929 Yılı Büyük Ekonomik Bunalımı’nı ve onun toplumsal sonuçlarını yaşadı. 1932’de Harvard Üniversitesi’nden yüksek lisans derecesini aldıktan sonra Almanya’ya geçti. Burada Gestalt Psikolojisi’nin kurucularından olan Wolfgang Köhler (1887-1967) ile tanıştı ve Nazizm’in yükselişine tanık oldu.



Şerif, 1933’te ABD’ye döndü, ancak toplumsal gelişme ile ilgilenmeye başladığı için Harvard Üniversitesi’nden ayrılarak Columbia Üniversitesi’ne geçti. Burada Gardner Murphy (1895-1979) ile karşılaştı ve siyasi görüşlerinin benzerliği nedeniyle onunla çalışmaya başladı. 1935 yılında “Some Social Factors in Perception” adlı doktora çalışmasını bitirdi ve Murphy’nin desteği ile “The Psychology of Social Norms”(1936) adıyla kitap olarak yayımladı. Büyük ses getiren bu çalışmasında, kişinin üyesi bulunduğu gruplardan nasıl etkilendiğini inceleyerek, toplumsal kuralların gruba göre belirlendiğini ve gruplar değiştikçe kuralların da değiştiğini deneysel olarak gösterdi.

Muzaffer Şerif Başoğlu, 1937’de Türkiye’ye döndü. Önce Gazi Terbiye Enstitüsü’nde psikoloji dersleri verdi, 1939’da AÜ Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Enstitüsü’ne psikoloji doçenti olarak atandı. “Tan”, “İnsan” ve meslektaşı Behice Boran’ın çıkardığı “Yurt ve Dünya” ile “Adımlar” gibi dönemin önde gelen gazete ve dergilerinde bilimsel ve siyasal içerikli yazılar yazdı. Bu yazıları daha sonra “Değişen Dünya” (1945) adlı bir kitapta topladı. 1943’te yayımladığı “Irk Psikolojisi” adlı kitabında, Alman Faşizmi’nin dayanaklarından biri olan “üstün ırk” savının, emperyalizmin gelişme dönemlerinde istilacı güçler tarafından ortaya atıldığını savundu. Nazizm’i ve bu öğretiden esinlenerek biçimlendirilen “Türkçülük Hareketi”ni eleştirdi. 1944 yılında derslerinde siyasî propaganda yaptığı gerekçesiyle kovuşturmaya uğradı ve tutuklandı. Ama ABD’deki arkadaşlarının ve hocalarının desteği ile dört ay sonra hapishaneden çıkarıldı ve yurt dışına gönderildi.

Şerif, daha sonra Türkiye’ye dönmek istemesine karşın, bir Amerikalı hanımla evli olmasının sorun yaratacağını düşünerek ABD’de kaldı. 1949’da Oklahoma Üniversitesi’ne gitti ve 1966’ya değin burada kaldı. 1980’lerin başında Pennsylvania Park Üniversitesi’nden emekliye ayrıldı. Ergenlerle yaptığı gruplar arası çatışma ve dayanışma süreçlerini inceleyen çalışmalarıyla anılan Muzaffer Şerif Başoğlu, çok sayıda kitap ve makale kaleme almış, kendi adıyla anılan bir deney ile dünya literatürüne geçmiştir: "Şerif Deneyi" "sherif experiment".



1944’te derslerinde siyasi propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklandı. Serbest bırakıldıktan sonra, dönemin siyasi ortamının özgür bilimsel çalışma yapmaya uygun olmadığını düşünerek üniversitedeki görevinden istifa etti. 1945’te, Princeton Üniversitesinin hapiste bulunduğu sırada kendisine yaptığı daveti kabul ederek ABD’ye gitti. Bir süre bu üniversitede ders verdikten sonra 1946’da Yale Üniversitesi’ne geçti. Daha sonra Oklahama Üniversitesi’nde, ileride sosyal psikoloji alanında birçok deneyin gerçekleştirileceği ünlü Grup İlişkileri Enstitüsü’nü kurdu. 1980’lerin başında Pennsylvania Park Üniversitesi’nden emekliye ayrıldı. Sherif’in bilimsel çalışmalarındaki temel hedefi sosyal bilimler içinde bir “insan bilimi”nin kurulmasına yardımcı olmaktır. Ona göre, deney ve davranışın sosyokültürel çevrede bilimsel olarak incelemesi olan sosyal psikoloji böylesi bir bilimin oluşturulmasında önemli bir katkı olanağına sahiptir. Bireyler yalnızca içine doğdukları ve içinde büyüyüp yer aldıkları grupların sosyokültürel özelliklerinden etkilenmezler, aynı zamanda savaş, barış ve devrim gibi tarihsel olaylarla kültürün yaratmışıdırlar. Bu nedenle insani olayları anlamak için bireylerin tüm çevreye, özellikle de sosyokültürel çevreye karşı tepki süreçlerini ve bunun özelliklerini anlamak gerekir. Sherif, bilimsel çalışmalarına psikologların labo-ratuvar araştırmalarıyla, sosyologların ve kültürel antropologların yönelişleri arasındaki boşluğun nasıl doldurulabileceği sorusunun öne çıktığı 1930’lu yıllarda başlamıştır. ABD’li psikolog Gardner Murphy’yle (1895-1979) birlikte, söz konusu boşluğun, toplumsal kuralların (normlar) algılama, yargılama ve anımsama gibi temel psikolojik süreçlere etkilerinin laboratuvar deneyleri yoluyla incelenerek doldurulabileceğini savunmuştur.

Sherif belirsizliği en aza indirmek gibi genel bir psikolojik eğilime sahip olan bireylerin, iletişim kurduklarında birbirlerini etkilemek ve bir kural geliştirmek durumunda oldukları ve bu kuralın sonradan tek tek bireylerin davranışlarını etkilediği hipotezini doğrulamak için deneyinde otokinetik etki olarak bilinen bir görsel algı yanılgısından yararlanmıştır. Sonuçlarını The Psychology of Social Norms ’da (Sosyal Kuralların Psikolojisi) ele aldığı bu deneyiyle, kendi başlarınayken birer yargı standardı geliştirmiş olan bireylerin, grup durumundayken ortak bir standart yargıya yöneldiklerini, böylece bireysel olarak geliştirilen öznel gerçeğin yerini grubun geliştirdiği toplumsal gerçeğin aldığını göstermiştir. Aynı deneyle başlangıçta grup içinde var olmayan, ancak bir kez oluştuktan sonra grubu oluşturan bireylerce benimsenen kuralın gerçeği yansıttığı inancının oluştuğunu, grubun büyüklüğünün, söz birliği etmiş olmanın, grup üyelerinin ya da iktidar kaynağının bireylerin gözündeki saygınlığının, bu kurala uyma davranışını olumlu olarak etkilediğini göstermiştir.



Daha sonraki çalışmalarında gruplar arası çatışma üzerine eğilen Sherif, bunun, grupların karşıt gruplara ilişkin olarak üyelerine açıklamadan verdikleri ve aralarındaki çatışmayı yansıtan tutumlar olarak tanımladığı kalıplaşmış tutum ya da yargıların sonucunda ortaya çıktığını savunmuştur. Bu bakış açısıyla grupların kendi çıkarlarını sürdürmek için kalıp tutumlarını pek değiştirmediklerini vurgulamış, ancak herkesin istediği ama herhangi bir grubun kendi kaynakları ve iktidarıyla gerçekleştiremeyeceği amaçların gruplar arası çatışmayı azaltacağını belirtmiştir. Tutum oluşumu ve değişme konularına da önemli katkılarda bulunan Sherif, ergenlik çağını ele alarak, Batı toplumlarında bu çağdaki bireyin benimseme kümelerinin ortasında tam bir “belirsizlik” ve çatışma durumunda kalmasının ego(ben) tutumlarını nasıl etkilediğini ortaya koymuştur. Sosyal psikolojinin kurucular kuşağı içinde yer alan Sherif, bu bilim dalını sistemleştirme çabalarıyla ve bireysel davranışların toplumsal durumlar ve kültürel yapılar içinde kavranmasında deneysel psikoloji yöntemlerini kullanmadaki başarısıyla, bu bilim dalının en önde gelen birkaç isminden biri olmuştur. Öte yandan İbrahim Yasa, Mübeccel Kıray, Fatma Başaran, Çiğdem Kağıtçıbaşı ve Mümtaz Turhan gibi Türk bilim adamları, sosyal değişimle ilgili köy araştırmalarında Sherif’in Türkiye’de bulunduğu sırada gerçekleştirdiği ve 1948’de An Outline of Social Psychology (“Sosyal Psikolojinin Anahatları”) adıyla yayımladığı araştırmasında kullandığı temel psikoloji kavramlarından yararlanmışlardır.

Şerif’in çocukluk ve ilk gençlik yılları Osmanlı’nın son günlerine, Dünya Savaşı’na ve Kurtuluş Savaşı’na tanıklıkla geçmiştir. İşgali, Türklerle Rumlar arasındaki çatışmaları yaşamıştır. Bir öğrencisinin aktardığına göre 1919 yılında süngülenmekten bir Yunan askerinin merhameti sayesinde kurtulmuş ve bütün bu tanıklıklar sonucu erken yaşta kendini insan gruplarının birbirleriyle ilişkilerini incelemeye adama kararı almıştır. Ödemiş İlkokulu’ndan sonra 1924’te İzmir’de misyonerlerin kurduğu İzmir Amerikan kolejini bitirmiş, 1928 yılında İstanbul Darülfünunu’nun Felsefe Bölümü’nden mezun olmuştur.

Muzaffer Şerif bu yıllarda Ziya Gökalp’in düşüncelerinden yoğun bir şekilde etkilenmiştir. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde Muzaffer Şerif’le aynı yıllarda sosyoloji hocalığı yapan ve anılarında Şerif’ten oldukça olumsuz duygularla bahseden Niyazi Berkes henüz öğrenci olduğu yıllarda Şerif’le ilk karşılaşmasını : “Onu ilk kez lise öğrencisi iken görmüştüm Tanışmış değiliz. Yüzünü de görmeksizin. Sultan Mahmut türbesi avlusuna gömülen Ziya Gökalp’in mezarı başında o da nutuk veriyordu. O günkü aşırı romantik sözlerinden ziyade enli ensesinin hareketlerinin söylediği romantik sözlere uygunlukta oynayışına dikilmişti gözlerim. Ensesini oynata oynata uzun bir nutuk çekti. Konuşması Turancılık, ırkçılık anlamlı sözlerle doluydu” şeklinde anlatmıştır.

Cumhuriyetin ilk yıllarındaki milliyetçi akımdan etkilenen Muzaffer Şerif, William McDougall’ın ''grup bilinci''üzerine yaptığı çalışmalarıyla yakından ilgilenmiştir. Sosyal psikoloji alanında uzmanlaşma isteği ve milliyetçi duygularla dolu olarak 1929’da yüksek lisans eğitimi yapmak için Harvard Üniversitesi’ne giden Muzaffer Şerif 1929 ekonomik bunalımını ve bunalımın etkilerini burada yaşamıştır. Bir yandan Edwin G. Boring ya da Robert Woodworth gibi Amerikan psikolojisinin önemli isimlerinin derslerini takip ederken, bir yandan da ilgi alanını sosyal bilimleri ve politikayı da kapsayacak şekilde genişletmiş ve 1930’ların Amerikalı aydınlarını derinden etkileyen Marksizmle tanışmıştır.



1932’de Harvard’daki yüksek lisansını tamamlayarak Almanya’ya geçen Muzaffer şerif Gestalt psikolojisinin önemli isimlerinden Wolfgang Köhler’in derslerini izlemiştir. Üstelik Nazi partisinin hızlı yükselişine de tanık olmuştur. Aynı yıl Ankara’ya dönerek Gazi Terbiye Enstitüsü’nde çalışmaya başlayan Şerif, artık 4 yıl önceki Turancı akımından sıyrılmış, Şevket Aziz Kansu’nun temsil ettiği antropoloji anlayışının arka planında bulunan bilimsel ırkçılığa itiraz edecek kadar döneminin düşünsel atmosferinin ötesine geçmiş genç bir araştırmacı olmayı başarmıştır. Ancak Şerif Türkiye’de uzun süre kalmayıp 1933 yılında bu kez doktora yapmak üzere tekrar ABD’ye Harvard’a dönmüş ve kısa süre sonra sol eğilimli bir öğretim üyesi olan Gardner Murphy ile çalışmak üzere New York’taki Columbia Üniversitesi’ne geçmiştir. Burada Nazilerin 1933’te Almanya’da iktidara gelmeleriyle üniversitelerdeki kürsülerini terk etmek zorunda kalan Frankfurt Okulu üyeleriyle ve Gestaltçi psikologlarla ilişkiler kurmuş, 1935’te tamamladığı doktora tezi, Murphy’nin de yardımıyla 1936 yılında Toplumsal Kuralların Psikolojisi adıyla yayınlanmış ve günümüzde bir sosyal psikoloji klasiği sayılan bu kitap Muzaffer Şerif’e uluslararası bir ün kazandırmıştır.

Türkiye’ye dönen Şerif 27 Temmuz 1936 tarihinden itibaren tekrar Gazi Terbiye Enstitüsü’nde çalışmaya başlamış,1938 yılında Hilmi Ziya Ülken’le birlikte İnsan dergisini yayınlayanlar arasında yer almıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasından bir ay sonra, 1939’un Ekim ayında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin aynı dönem kurulan Felsefe Enstitüsü’ne doçent olarak tayin edilmiştir. Muzaffer Şerif’in Türkiye’deki hayatının son dönemi de bu tayinle başlamıştır. Bu yıllarda sosyal psikolojiden daha çok Türkiye’nin ve dünyanın sorunlarına yönelik denemeler yazmıştır. Özellikle Almanya’nın savaşın ilk günlerindeki başarılarının yarattığı etki, faşizme, savaşa ve ırkçılığa karşı olan aydınları bir araya getirmiştir. Bu aydınlar arasında yine Şerif gibi ABD’de eğitim görmüş olan öğretim üyeleri Behice Boran, Niyazi Berkes ve Mediha Berkes gibi isimlerin yanı sıra, Pertev Nail Boratav, Adnan Cemgil, Sabahattin Ali, Ruhi Su, Nusret Hızır, Saffet Dengi, Orhan Burian ve Halil Vedat gibi isimler de vardır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı