Sofistlerin Öğretmenlikleri ve Verdikleri Dersler

Eğitim konusunda çalışmalar yapan sofistler gittikleri şehirlerde ücretlerini karşılayabilecek ünlü ve zengin kişilerin çocuklarına ve diğer istekli kişilere ‘toplumsal yeterliklerini’ kazanabilmeleri için dersler veriyorlardı.



Anlatımlara bakıldığında bu ders verme geleneğinin oldukça yaygın olduğu anlaşılmaktadır. Sofistler küçük gruplara dersler vermenin veya yarışmalara katılmanın yanı sıra farklı bir yöntem olarak önceden belirlenmiş konularda gösteri şeklinde düzenlenen söylevler de vermekteydiler. Önceden hazırlanmış konuşmalar toplumsal sorunlarla ilgili çeşitli konuların yanı sıra, öğrencilere ders vermek mahiyetinde, kazanılması imkânsız gibi görünen bir iddiada nasıl üstün gelinebileceğiyle ilgili de olabilmekteydi. Bu türün örneği olarak Gorgias’ın Helena’ya Övgü adlı konuşması anılabilir. Nitekim bu konuşmanın, öğrencilerin yetkin konuşma kabiliyeti edinmeleri için eğitici bir oyun ve eğlence amacıyla hazırlanmış olduğunu, metnin sonundaki ifadelerden anlıyoruz. Gorgias söz konusu konuşmasını, “Bu konuşmayı oyun olsun diye yazdım” diyerek bitirir. Sıraladığımız bütün bu yöntemlerin yanı sıra, soru cevap tekniğinde de toplantı ve konuşmalar yapıldığı anlaşılmaktadır (Protagoras, 329b).



Atina şehrinin ileri gelen ailelerinden birinin üyesi olan Hippokrates’in Sokrates’i alaca karanlıkta uyandırıp Protagoras’ın şehre geldiğini haber vermesi ve ardından sabırsızlıkla onunla görüşmeye gidilmesi Protagoras diyalogunun giriş bölümünde anlatılmaktadır (bkz. Protagoras, 310a).

Farklı ders verme ve konuşma yapma tarzlarının yanı sıra sofistlerin ders verdiği konular da tümüyle aynı değildi. Bazıları, belli konular dışında ders vermemekte veya çalışma yapmamaktaydılar. Bu derslerin konuları bir arada düşünüldüğünde ağırlıklı olarak temel eğitim konuları olduğu kabul edilen özel işlerini ve kamu işlerini iyi idare etmeyi matematik, astronomi ve gramer ile beraber şairlerin eserlerini yorumlamayı öğretmeyi içermekteydi (Protagoras, 318e-319a).

Sofistlerin ücret karşılığında verdikleri bu derslerden dolayı dikkat çekici bir maddi zenginlikleri de söz konusudur. Platon, Protagoras’ın bilgelikten, heykeltıraş olan Phidias’tan ve onun diğer meslektaşlarından, Gorgias ve Prodicus’tan ve diğer sanatların ustalarının çoğundan daha çok para kazandığını söyleyerek sofistlerin maddi zenginliklerine vurgu yapar. Elde ettikleri maddi kazancın bu derece yüksek olmasına karşın ücret karşılığında ‘erdem’ öğrettikleri için sofistlerin bu tutumu tepki yaratmıştır.

Sofistlerin ücret karşılığında verdikleri bu derslerin konuları, astronomi, matematik, müzik gibi konular bir yanda tutulursa ana hatlarıyla bütün hayatını siyaset üzerine kurulmuş olduğu Atina’da, halk meclislerinde ve mahkemelerde kullanılmak üzere gerekli olan siyaset yapma ve etkili konuşma yapma bilgisiydi.

Plutark, Themistokles’ten bahsederken sofist olarak adlandırılan kişileri, kamu yararına çalışmalar yapan, özellikle mahkemelerdeki konuşma ve tartışma ortamlarındaki dil oyunlarında uzmanlaşmaya yönelmiş kişiler olarak tanıtır (Plutark, 2005: Themistokles- II).



Belli konularda uzmanlaştığı anlaşılan bu kişilerin dersler vermek amacıyla şehirleri dolaştıkları, doğdukları şehirlerde kalmadıkları gibi, belli bir şehre de uzun süreli yerleşmedikleri anlaşılmaktadır. Bu kişilerin bir kısmı Ksenophon gibi ülkesinden ayrılmak zorunda kaldığından şairlik veya siyasi danışmanlık yapmak amacıyla bir kısmı da Parmenides gibi, yasalarını bile yaptığı şehirden siyasi uyuşmazlık nedeniyle ayrılmak zorunda kaldıklarından, hayatlarını belli bir yere bağlı kalmadan, seyahat ederek sürdürmüşlerdir (Kranz, 1948: 64-65). Sofistler bu seyahatleri ve geçici yerleşmeleri esnasında içinde yaşadıkları ülkeler adına çeşitli sorunlarla ilgili müzakerecilik ve diplomatlık da yaptılar. Bu bakımdan bazı sofistler, yetkin öğretmen olmalarının yanı sıra, siyasi ve diplomatik amaçlarla hem ülke içi hem ülke dışı görevlerde bulunmuştur.

Sofistler her ne kadar ayrı bir felsefe okulu meydana getirmeseler de onları birlikte sınıflamayı mümkün kılan ortak birtakım özelliklerden, bir Sofistik zihniyetten veya düşüncede Sofistik bir hareketten söz etmek mümkündür. Yunan’daki Aydınlanma çağının öncüleri veya en önemli temsilcileri olan Sofistler, her şeyden önce eğitimcilikleriyle, gezgin öğretmenler olma özellikleriyle öne çıkarlar. Buna göre, kendileri için en büyük mutluluğun öğrencilerini bilge ve saygın yurttaşlar olarak görmek olduğunu söyleyen Sofistlere, biri zengin ailelerin politikaya girmek isteyen çocukları, diğeri de bir Sofist olarak yetişmek isteyen gençler olmak üzere, iki grup insan gidiyordu. Onlar, işte bu temel üzerinde politike areteyi, siyaset ya da yönetim sanatını öğretmeye, insanları iyi yurttaşlar olarak yetiştirmeye çalıştılar.

Gerçekten de başta Protagoras olmak üzere, Sofistler devlette düzensizliği ve devletin çözülmesini önleyecek iyi yasaların nasıl hazırlanacağını, toplumsal organizma için yasalar, gelenekler ve yaşam biçimleri tasarlayıp kuran siyaset sanatını, insanın toplumsal çevresiyle olan karşılıklı ilişkilerinin nasıl düzenleneceğini, doğru politikaların en iyi bir biçimde nasıl sunulacağını öğretme iddiasında olmuşlardır. Bu eğitimciliklerini de eşitlikçi bir akıl anlayışı temeli üzerinde, farklı bakış açısını ve çıkarlara sahip insanları bir araya getirecek değerleri aktarmakla yükümlü bir eğitim anlayışına dayandırmıştı.



Sözgelimi Sofist Protagoras’a göre, insanlar bireysel olarak yetersiz veya kendilerine yetemez oldukları için işbirliği yapmaya mecburdurlar. Ama adalet olmadan işbirliği yapmak mümkün değildir. Her şey bundan ibaret değildir. Gerçekte “insanın her şeyin ölçüsü olduğunu” söyleyen Protagoras’ın bu sözü, herkesin farklı bilgilere ve farklı ihtiyaçlara sahip olması nedeniyle, bir değerlemeler çokluğunu mümkün kılar. İşte bu farklı bakış açılarına, ilgi ve çıkarlara sahip insanların, bir toplum düzeni içinde bir araya gelmelerini ve barış içinde yaşamalarını mümkün kılacak yetenekleri, siyaset sanatı ve politik erdemleri öğretenler Sofistlerdir.

Sofistliğin en önemli boyutu, onların eğitimcilikleri ve erdemin öğretilebilirliğine olan inançlarıdır. Çünkü söz konusu inanç ve pratiğin, eskiden aretenin doğuştan getirildiğine, belli bir soydan ya da sınıf geleneğinden olmanın, soylu sınıftan gelmenin siyasi iktidara yükselebilmek için yeterli olduğuna inanan Yunan toplumu üzerinde oldukça devrimci bir etkisi olmuştur; nitekim yönetici olabilmek, siyaset alanında yükselebilmek için birtakım pratik becerileri kazanacak, özellikle de retorik sanatını öğrenecek şekilde belli bir eğitimden geçmek, 5. yüzyıl Atina’sında fazlasıyla yeterli hale gelmeye başlamıştır. Sofist Protagoras’ın işte bundan dolayı, demokratik yönetimin teorik temellerini ortaya koyan ilk filozof olduğuna inanılır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı