Sofistlerin Bilgi Anlayışı

Sofistlerin bilgi ve görelik anlayışıyla ilgili olarak geriye doğru izlerinde görebildiğimiz bir diğer düşünür Efesli Herakleitos’tur (MÖ 535-475). Herakleitos’un bilgi anlayışı esas olarak Ksenophanes’in bilgi anlayışı ile bazı ortak yanlara sahiptir. Herakleitos da bilgide ikili ayrıma gitmiş gibi görünmektedir. Bir yanda doğru bilgiyi temsil eden bir Logos, herkese ortak olan akıl, bulunmaktadır.



Ortak olan, insanların uyanıkken yani Logos’a göre yaşarken paylaştıkları bilgeliktir. Herakleitos bu anlayışını şu şekilde ifade eder: “Ölçülü olmak en büyük erdemdir. Bilgelik doğaya kulak vererek hakikati söylemek ve doğru olanı yapmaktır.” (Herakleitos, Fr 22B112: s.261). İnsanların uyanıkken yani bilinçli iken yaşadıkları bu bilgeliğin karşıtı ise Ksenophanes’te duyularla kavranan dünyaya denk geleceği düşünülebilecek olan, uyku durumudur. Herakleitos, insanlar uykularındayken kendi dünyalarına dönerek ortak olandan uzaklaşırlar demektedir (Herakleitos, Fr. 22B89: s.213). Uykudayken insanların kendi dünyalarına dönmeleri, ruhlarının barbarlaşması, bilgelikten uzaklaşması anlamına gelir. Oysa Herakleitos’a göre tek ve ortak bir yasa vardır ve insan bu ortak yasayı bilip ona göre bir hayat sürmelidir (Herakleitos, Fr. 22B114: s.265).



Herakleitos insanın bilgeliğe nasıl ulaşabileceğini belirtmiş gibi görünmesine rağmen, bu konuda Ksenophanes’in yaptığı tarz ve ölçülerde olmasa da insan bilmesine belli bir biçimde sınırlama getirmiş görünmektedir. İnsan bilgisini, ne derece deneyimlerle yetkinleşmiş olursa olsun, yine de sanıların ötesine geçemeyecek bir bilgi yani kanı olarak değerlendirmektedir. “En bilge sayılan kişinin bildiği ve tutunduğu şey sanılardır. Adalet yalanları uyduranları da yalanlara tanıklık edenleri de yakalayacaktır” (Herakleitos, Fr. 22B28: s.85). “İnsanın yapısına değil, tanrısal olana özgüdür derin kavrayış” (Herakleitos, Fr. 22B78: s.189).



Fragmanlar bir arada değerlendirildiğinde iki yanın öne çıktığı göze çarpmaktadır. Bir yanda tanrısal olan ve onun yetkin, eksiksiz bilgisi, öte yanda da insan ve onun hiç tamamlanmayacak eksik bilgisi bulunmaktadır. Herakleitos’un bu tarzdaki yorumlanmasının yanı sıra yine de bilginin elde edilme imkânının korunduğu bazı fragmanlar da vardır. Bu fragmanlarda Herakleitos, özellikle duyusal algının önemine vurgu yapmakta fakat duyusal algının tek başına yeterli olamayacağına, duyusal algıyla beraber ancak yetkinleşmiş yani “barbar” olmayan bir ruha sahip olanların bilgeliğe ulaşabileceğine değinmektedir. Bu bakımdan Herakleitos insanın bu imkâna zaten her zaman sahip olduğunu şöyle ifade eder: “Kendini tanı ma ve ölçülü olma olanağı her insanda bulunur” (Herakleitos, Fr. 22B116: s.269) ve “Düşünme herkese ortaktır” (Herakleitos, Fr. 22B113: s.263).

Bu iki fragmanın yanı sıra Herakleitos’un insanların ortak olana sahip oldukları hâlde bunu fark etmediklerini vurgulayan anlatımları, Ksenophanes’in, insan hakikati bilse bile bunu bildiğini fark edemeyeceğine ilişkin düşüncesinin farklı bir okunuşu gibi görünmektedir.: “Logos her şeye ortak olmasına karşın, çoğunluk sanki kendilerine özel düşünceleri varmış gibi yaşar” (Herakleitos, Fr. 22B2: s.33).



Herakleitos’un bilgi öğretisi bakımından bizim için önem taşıyan diğer düşünceleri, görelik ve tanrılarla ilgili olanlarıdır. Herakleitos’un bilgi anlayışı uyarınca insanların kendi dar ilgileri içinde “uykudayken” sahip olduğu bilgiler yani kişinin kendine has sanıları içinde kalmış olması onun görelikle ilgili düşüncelerinin anlaşılması için başlangıç noktasını oluşturmaktadır. Bu konudaki örnekler, Herakleitos’un görelik anlayışının ipuçlarını vermektedir. Bunun için seçilen deniz örneği oldukça dikkat çekicidir: “Deniz hem en saf hem de en kirli sudur. Balıklar için içilebilir ve can verici; insanlar için içilemez ve öldürücü” (Herakleitos: Fr. 22B61: s.153).

Fragmanın canlıların doğal yaşama ortamlarına ilişkin anlatımlarının yan Protagoras’ı n düşünme tarzıyla uygunluk gösteren bir metin ile olan anlayış ortaklığıdır. Anladığımız kadarıyla Herakleitos deniz ile kendi başına bir anlam taşımayan ne iyi ne kötü, ne temiz ne kirli, ne öldürücü ne de hayat verici bir şeyi anlamaktadır. Denizi hem iyi ve temiz hem de kötü ve ölümcül kılan onunla ilişkide olan varlıkların etkilenme durumlarıdır. Balıklar için deniz bu bakımdan yaşanabilir ve iyi bir ortamdır. Çünkü onun hayatını sürdürebilmesi için gerekli olan her şey denizde bulunmaktadır. Oysa deniz insan için ne insan hayatının temel unsurlarından olan su içme ihtiyacını karşılayabilecek bir şey ne de balığınki gibi bir yaşama mekânı olabilir.



Sofistlerin bilgi anlayışının karakteristiği, Protagoras’ın ‘’İnsan her şeyin ölçüsüdür’’ sözünde somutlaşır. Bu anlayışa göre hakikat yoktur. İnsanın dahil olduğu her konu belli bir biçimde görelidir, gelişmeye ve değişmeye açıktır. İnsan, deneyim ve tecrübeleri ile bilgi edinir ve esas olarak tüm bilmesi, deneyim aklın iş birliğine dayanır ve sınırlıdır. Onlara göre, duyularla veya akılla ulaşılabilecek bir hakikat yoktur ve nihayetinde bilginin ölçütü, praksis, yani uygulamadaki başarısıdır. Bu anlayışın toplumsal alana uygulanması beraberinde siyasal, toplumsal ve kültürel alanda bir göreliği de getirmiştir. Göreliğin hakim olduğu bu yaklaşıma sorulabilecek bir soru vardır; bu göreli yaklaşımlar neye göre tercih edilecektir? Sorunun yanıtının iki yönü vardır. Birinci yanı, bilginin pratik problemlere çözümler getirebiliyor olması, ikinci yanı ise çözümün sunulduğu insanları ikna edebiliyor olması. Öyleyse, sofistlerin bilgide doğruluk veya yanlışlık problemiyle ilgilenmedikleri de söylenebilir.



Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı