Modern Atom Teorisi

1803-> Demokritos ve Leukippos’un ortaya attığı atom kavramını 19.yy’ın başlarında bir dokumacının oğlu olan ve Manchester’deki Nonconformist New College’in profesörlerinden John Dalton(1766 – 1844) yeniden gündeme getirdi. Dalton’un atom teorisi 3 maddeden oluşur:



1) Her element atom adı verilen çok küçük ve bölünemeyen taneciklerden oluşmuştur. Atomlar kimyasal tepkimelerde oluşamazlar ve bölünemezler.

2) Bir elementin bütün atomlarının kütlesi ağırlığı ve diğer özellikleri aynıdır. Fakat bir elementin atomları diğer bütün elementlerin atomlarından farklıdır.

3) Kimyasal bir bileşik iki yada daha çok sayıda elementin basit bir sayısal oranda birleşmesiyle oluşur. Örneğin:



A + B -> AB ve A + 2B -> AB2

Ayrıca Dalton 20 kadar elementin (hidrojen, azot, karbon, oksijen, fosfor, sülfür, magnezyum ...) bağıl ağırlıklarını da hesaplayarak yayınladı. Böylece Yunan düşüncesinden Hristiyanlığa geçen 4 element kuramı tamamen yıkılmış oldu. Daha önceden birçok bilim insanının katkısıyla toprağın, suyun, havanın ve ateşin element olmadığı zaten ispatlanmıştı. Dalton yeni bir element tanımı yaparak bu eski element kavramını tamamen tarihe gömdü.

1897 -> Bu tarihte İngiliz bilim insanı John Joseph Thomson (1856-1940) bilinen en hafif atomdan daha hafif parçacıkların olduğunu gözlemledi. Bunlara ‘korpüskül’ adını verdi. Biz bugün bu parçacıklara ‘elektron’ diyoruz.

1911 -> Bu tarihte Thomson’un öğrencisi Ernest Rutherford (1871-1937) altın plakaya çarpan pozitif yüklü alfa tanecikleri ile ilgili deneylere dayanarak yeni bir atom modeli ortaya attı. Buna göre atom kütlesinin büyük bölümü artadaki çekirdekte yoğunlaşmıştır ve elektronlar bu çekirdeğin çevresinde dönerler.



1912 -> Rutherford’un kendi atom modelini ortaya atmasından bir yıl sonra 1912’de Danimarkalı fizik bilgini Niels Bohr (1885-1962) kendi atom modelini ortaya attı. Buna göre pozitif yüklü bir çekirdek ve bunun etrafında elektronlar var fakat bu elektronlar belli yörüngelerde dönmekteydiler. Bu yörüngeler elektronun enerjisine göre belirlenebilir.

1927 -> Atom teorileri 1912’den sonra da çeşitlenmesi, eski teorilerin geliştirilmesi devam etti. Bugün de gelişim bütün hızıyla sürmektedir. Fakat bunların içinde en önemlisi Werner Carl Heisenberg’in (1901-1976) belirsizlik ilkesini ortaya atmasıdır. Bu ilkenin önemi onun fizikte olduğu kadar dünya görüşlerinde de bir devrim yaratmasıdır. Bu ilkeye göre bir atom altı taneciğin momenti biliniyorsa, taneciğin durumuna uygun bir belirsizliğin de bulunması gerekir.




Derleyen:
Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı