Materyalizmin Tarihi, Maddeciliğin Tarihi Gelişimi

Materyalizmin kaynağı MÖ 6. yüzyıl Antik Yunan felsefesine dayanmaktadır.



Materyalizmin en iyi yorumları 5. yüzyılda Leukippos ve Demokritos tarafından ortaya atılmıştır. Bu filozoflar, evrenin madde ve boşluktan oluştuğunu ileri sürmüşlerdir. Tüm maddeler sayısız atom parçalarından oluşmuştur. Çeşitli objelerin görünüşlerindeki farklılıklar ise, atomların değişik sayı ve boyutta ve değişik kombinasyonlarla birleşmesi olarak açıklanmıştır.

Leucippus ve Democritus’un Atom Teorisi, büyük yunan filozofları Sokrates, Platon ve Aristoteles tarafından tamamen reddedilmiştir. Daha sonra bu teori, Romalı filozof Lucretius (M.Ö. 1. yüzyıl) tarafından bir süreliğine yeniden canlandırıldı. Lucretius, “On the Nature of Things” adlı kitabında dünyanın atomik yapısını açıklamıştır.



Hıristiyanlığın Avrupa’nın baskın dini olarak güçlenmesi, materyalizmi bu yüzyıllar boyunca geri planda bıraktı. Materyalizmin temel savı olan ruhun inkarının gerçeklik olarak kabulü, kilise tarafından kınandı. Fakat 17. yüzyılda bilim adamı Pierre Gassendi ve politika filozofu Thomas Hobbes tarafından tekrar canlandırıldı. Hobbes’a göre uzay, görünemeyen ve dokunulamayan bir madde olan Eter’den oluşmuştu.

18. yüzyıl boyunca materyalistler insan doğası üzerine odaklanmıştı. Buna göre, akıl ve ruh, fonksiyonlarını yerine getirebilmek için maddenin fiziksel özelliklerine bağımlıydılar. Bu dönemin en önemli materyalist yazarı olan d’Holbach, “System of Nature” adlı kitabında (1770) tüm gerçekliğin maddenin hareketi ve dağılımına bağlı olduğunu iddia etmiştir.

18. yüzyılın sonlarından 20. yüzyılın başlarına kadar olan zamanda materyalizm, kimya, fizik ve mekanik dallarından destek görmüştür. Moleküllerin keşfi Atom Teorisi’ni canlandırmış, Charles Darwin’in evrim çalışmaları, canlıların yaratılmama veya doğaüstü bir takım amaçlara ihtiyaç duyulmadan maddesel bir temelde açıklanabilme olasılığını ileri sürmüştür. 20. yüzyılın ortalarından sonra icat edilen bilgisayar, materyalistlerin aklın kendisinin beyin dokusu içinde elektrik bağlantıları yoluyla ve maddenin terimleri ile açıklanabileceği düşüncesini desteklemiştir.



İki asır önce yaşayan Auguste Comte’un iddiasına göre bilim, “ilkel” ve “metafizik teşebbüsler” diye nitelendirilen dinin yerini alacak “pozitif’ bilgiyi temin edecekti. Comte’un pozitif dîye vasıflandırdığı bilgi deney ve gözlemlere dayanan sistematik bilgi idi. Burada gözleme dayanmayan, maddi deneylerle ispat edilemeyen spekülasyonlara yer yoktu. Pozitivistler daha da ileri giderek felsefelerini bir din olarak takdim ettiler, hatta Avrupa’da insanlık dini (Religion of Humanity) kilisesi bile kurulmuştu. Gerçi bu felsefenin yanlışları daha 20. asrın başlarında bilimdeki devrim sayılabilecek nitelikteki ilerlemelerin de yardımıyla gösterilmişti, ancak zamanın hâkim ideolojisi olan materyalizm bütün tenkitlere gözünü kapatıp, bu asrın ikinci yarısına kadar bilim dünyasında olmasa bile (aksi halde izafiyet ve quantum mekaniği teorilerine hayat hakkı tanınmazdı) toplum hayatının hemen hemen her alanında hâkimiyetini sürdürebilmişti.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ıyüzyıln Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı