Farabi Kimdir? (d. 870 Farab - ö. 950 Şam)

Fars asıllı olduğu tahmin edilen İslam felsefecisidir (Maveraünnehir).

Farabi; 873 (H.259) senesinde Türkistan’ın Farab şehrinde doğdu. İlk tahsilini Farab’da gördü. Arapça, Farsça, Grekçe ve Latince’yi çok iyi öğrenerek, Aristo ve Eflatun’un eserlerini defalarca okudu. Ebu Bekr Serrac’dan gramer ve mantık okudu. Daha sonra kendini tamamen felsefeye verdi ve Yuhanna bin Haylan’la birlikte çalıştı. Vaktini felsefi düşüncelerini kaleme almakla geçirdi. Kitaplarını Arapça yazdı. Bir musiki üstadıydı. Kanun adındaki çalığı aletini o buldu. Ayrıca rübab denilen çağlıyı da o geliştirip, bu günkü şekle soktu. Bir çok bestesi vardır. Matematikle de uğraştı. Farabai, ilimleri sınıflandırdı. Ona gelinceye kadar ilimler trivium (üçüzlü) ve huatrivium (dördüzlü) diye iki kısımda toplanıyordu. Nahiv, mantık, beyan üçüzlü ilimlere; matematik, geometri, musiki ve astronomi ise dördüzlü ilimler kısmına dahildi. Farabi ise, ilimleri; fizik, matematik ve metafizik ilimler diye üçe ayırdı. Onun bu metodu, Avrupalı bilginler tarafından ancak on üçüncü asırda kabul edildi. Hava titreşimlerinden ibaret olan ses olayının ilk mantıki izahını Farabi yaptı. O, titreşimlerin dalga uzunluğuna göre azalıp çoğaldığını, deneyler yaparak tespit etti. Bu keşfiyle musiki aletlerinin yapımında gerekli olan kaideleri de buldu. Aynı zamanda tıp alanında çalışmalar yapan Farabi, bu konuda çeşitli ilaçlarla ilgili eser yazdı. Aristo’dan sonra gelen bir felsefeci olarak kabul edildi. Eskiyi yeni felsefeye ustalıkla aktardı. Montesgieu, Spinoza gibi batılı filozoflar, Farabi’nin eserlerinin tesirinde kaldılar.

Asıl adı "Muhammed bin Tahran bin Uzlug" olan ve Batı kaynaklarında "Alpharabius" adıyla anılan Farabi (Türkistan'ın Farab Otrar kentinde doğduğu için Farabi Farablı diye anılır) ilköğrenimini Farab'da, medrese öğrenimini Rey ve Bağdat'ta gördükten sonra, Harran'da felsefe araştırmaları yaptığı yıllarda tanıştığı Yuhanna bin Haylan'la birlikte Aristoteles'in yapıtlarını okuyarak gezimciler okulunun ilkelerini öğrendi.

Halep'te Hemedani hükümdarı Seyfüddevle'nin konuğu oldu. Arap ülkelerinde yaşamış, Türk kimliğini ve Türk törelerini ölünceye kadar bırakmamış olan Farabi'yi anlatan kitaplar, İslam aleminde Ebul Hasan el-Beyhaki, İbn-el-Kıfti, İbn Ebu Useybiye, İbn el-Hallikan adlı yazarlar tarafından Farabi'nin ölümünden birkaç yüzyıl sonra gerçekleştirildi. Ama bu yapıtlar, birer araştırma olmaktan çok, Farabi'yle ilgili söylenceleri derliyor,bir felsefeciyle değil, bir ermişi açıklıyordu.

Aristotales'in ortaya attığı madde ve suret kavramını hiçbir değişiklik yapmadan benimseyen, eşyanın oluşumunda, yani yaradılışta madde ve sureti iki temel ilke olarak gören Farabi'nin fiziği de, metafiziğe bağlıdır. Buna göre, evrenin ve eşyanın özünü oluşturan dört öğe (toprak, hava, ateş, su) ilk madde olan el-aklül-faalden çıkmıştır Söz konusu dört öğe, birbirleriyle belli ölçülerde kaynaşır, ayrışır ve içinde bulunduğumuz evreni (el-alem) oluştururlar.

Farabi, ilimleri sınıflandırdı. Ona gelinceye kadar ilimler trivium (üçüzlü) ve quadrivium (dördüzlü) diye iki kısımda toplanıyordu. Nahiv, mantık, beyan üçüzlü ilimlere; matematik, geometri, musiki ve astronomi ise dördüzlü ilimler kısmına dahildi. Farabi ilimleri; fizik, matematik, metafizik ilimler diye üçe ayırdı. Onun bu metodu, Avrupalı bilginler tarafından kabul edildi.

Hava titreşimlerinden ibaret olan ses olayının ilk mantıklı izahını Farabi yaptı. O, titreşimlerin dalga uzunluğuna göre azalıp çoğaldığını deneyler yaparak tespit etti.Bu keşfiyle musiki aletlerinin yapımında gerekli olan kaideleri buldu. Aynı zamanda tıp alanında çalışmalar yapan Farabi, bu konuda çeşitli ilaçlarla ilgili bir eser yazdı.

Farabi insanı tanımlarken "alem büyük insandır; insan küçük alemdir." Diyerek bu iki kavramı birleştirmiştir. İnsan ahlakının temeli, ona göre bilgidir; akıl iyiyi kötüden ancak bilgiyle ayırır. İnsan için en yüksek en yüksek erdem olan bilgi, insan beyninin çalışması sonucu elde edilemez; çünkü tanrısaldır, doğuştandır (Vehbi). Bilimin ise üç kaynağı vardır: Duyu; akıl; nazar. Bilimler ikiye ayrılırlar: Kuramsal (nazari) bilimler; uygulamalı (ameli) bilimler. Ahlak, siyaset, müzik, matematik uygulamalı bilimlere girer. Toplumlarda öz bakımından ikiye ayrılırlar: Erdemli toplumlar ve erdemsiz toplumlar. Bu toplumları yöneltecek en kusursuz devletse, bütün insanlığı kapsayan dünya devletidir.

Ek Bilgiler
 
- Farabi'nin hayatı ve eserleri - Farabi'nin ilimler tasnifi ve mantık anlayışı
- Farabi'nin varlık felsefesi - Farabi'nin bilgi felsefesi
- Zorunlu varlık-zorunsuz varlık nedir? - Farabi'nin siyaset felsefesi
- Farabi'nin sudûr teorisi nedir? - Farabi'nin hayatı ve sosyopolitik görüşleri

Özetle;

Fârâbî’nin yaşamı ve yapıtları


< 871 yılında Türkistan’ın Fârâb şehri yakınlarındaki Vesiç’te dünyaya gelen Fârâbî, Latin Ortacağı’nda Alfarabius ve Abunaser adlarıyla anılır. Ailesi hakkında bilgi bulunmayan filozofun, dönemin önemli eğitim ve kültür merkezlerinden biri olan Fârâb’da iyi bir tahsil gördüğü anlaşılmaktadı r. Bir süre kadı (yargıç) olarak çalışan filozof, bilinmeyen bir tarihte memleketinden ayrılarak hayatı boyunca sürecek olan ilim seyahatine çıkmıştır. Fârâbî önce Buhara, Semerkant, Merv ve Belh gibi önemli merkezlerde bulunmuş, kırklı yaşlarının başında Bağdat’a intkal etmiştir. Ortaya çıkan karışıklıklar onun Bağdat’ı terkederek Dımaşk’a, oradan da Halep’e gitmesine yo açar. Mısır’a yaptığı kısa seyahatten döndükten sonra 950 yılı Aralık ayında Dımaşk’ta vefat eder. Özellikle mantık alanındaki üstün başarılarından ötürü, “Muallim-i Evvel” (İlk Hoca) Aristoteles’ten sonra “Muallim-i Sânî” (İkinci Hoca) unvanıyla anılan Fârâbî, geriye 43’ü günümüze ulaşan 100’e yakın eser bırakmış olup bunlardan bazıları şunlardı r: İlimlerin Sayımı, İdeal Devletin Yurttaşlarının Görüşlerinin İlkeleri, Felsefe Öğreniminden Önce Bilinmesi Gereken Konular, Siyaset Felsefesine Dair Görüşler, Mutluluk Yoluna Yöneltme, Mutluluğun Kazanılması, Giriş/Îsâgûcî, Mantığa Başlangıç/et-Tavtıe fi’l-mantık.

Fârâbî’nin varlık anlayışı ve sudûr teorisi


İnsan aklının ulaşabileceği en genel kavram olduğu için tanımlanamaz bulduğu “varlık” Fârâbî’nin düşünce sisteminde en yetkin olan İlk Sebep yani Tanrı’dan yetkinliğin en alt düzeyinde bulunan “ilk madde”ye (heyûlâ) kadar inen bir sıradüzeni içinde yorumlanır. İlk Sebep’ten sonra sırasıyla “ayrık akıllar”, “faal akıl”, “nefis”, “suret” (form) ve “madde” gelir. Varlığı zorunlu ve zorunsuz varlık şeklinde iki kategoride ele alan Fârâbî, zorunsuz varlıklar ile Zorunlu Varlık yani Tanrı arasındaki ilişkiyi Fârâbî “sudûr teorisi” ile açıklar. Ona göre her türlü iyilik ve yetkinliğin kaynağı olan Tanrı âlemi amaçlamış olamayacağından, âlem, O’ndan bir tür zorunlulukla ve “taşmak” (sudûr, feyezan) suretiyle var olmuştur.

Salt akıl olan Tanrı’nın kendi özüne ilişkin mutlak bilinç ve bilgisinin bir sonucu olarak O’ndan “ilk akıl” sudûr etmiş/taşmıştır. Tanrı’ya nispetle “zorunlu”, fakat özü bakımından “zorunsuz” (mümkin) varlık olan ilk akıl bunun bilincinde olduğundan çokluk karakteri taşımaktadır ve bu durum ondan ikinci akıl, birinci gökküresinin nefis ve maddesinin taşmasına sebep olur. Bu süreç ve işleyiş ay-altı âlemdeki her türlü değişmenin ilkesi sayılan onuncu yani faal akla kadar devam eder.

Fârâbî’nin ilimler tasnifi ve mantık anlayışı


Filozof ilimleri sınışandırmak amacıyla kaleme aldığı İlimlerin Sayımı (İhsâ’ü’l-ulûm) adlı eserinde, her birinin tanımı, teorik ve pratik açıdan değeri ile eğitim-öğretimdeki önemini belirttiği ilimleri sırasıyla dil, mantık, matematik, felsefe ve medenî ilimler olmak üzere beş ana başlık altında toplar. Özellikle mantık alanındaki başarılarıyla dikkat çeken Fârâbî mantığı “kavramlar” (tasavvurât) ve “hükümler/önermeler” (tasdîkât) olmak üzere iki kısma ayırır. Mantık adının etimolojisini de dikkate alarak mantık disiplininin iki işlevinden aklın kavram ve düşünce üretimiyle ilgili olanını “iç konuşma”, söz ve söyleme ilişkin olanını da “dış konuşma” olarak değerlendirir. Mantık disiplinini bir bakıma gramere benzeten filozofa göre mantık bütün insanlığın ortak paydası olan düşünmenin/düşüncenin kanunlarını ortaya koyarken, gramer bir milletin diline ait kuralları verir. Diğer bir deyişle gramer hatası z konuşmanın, mantık ise doğru düşünmenin kurallarını içerir; gramerin dil ve kelimelerle ilişkisi ne ise mantığın akıl ve kavramlarla ilişkisi de odur. Filozofun mantık alanına getirdiği bir yenilik de felsefe, cedel, safsata, hitabet ve şiirin “beş sanat” olarak değerlendirilmesidir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı


Ana Sayfa | YGS-LYS Hazırlık | Felsefeye Giriş | Felsefe Dersleri | Felsefe Akımları | Filozoflar | Felsefe Tarihi | Felsefe Sözlüğü | Yeni Felsefe Sözlüğü | Sosyoloji | Psikoloji | Antropoloji | Mantık | Arkeoloji | Okuma Odası | Felsefe Grubu Öğretmenleri İçin Gerekli Belgeler | Ekonomi | İletişim

biyoloji | felsefe| fizik| tarih


Düşünce PLATFORMU
  2005'ten beri, felsefe.gen.tr
  Bu web sitesi, Sosyolog Ömer YILDIRIM tarafından derlenmiş ve hazırlanmıştır.
 
Felsefe.gen.tr, felsefeyi tehlikeli hale getirmeyi amaçlamaktadır. (Bakınız: Nietzsche)