|
Charles Robert
Darwin'in Beagle Gezisi
HMS Beagle'ın yolculuğu iki yerine beş yıl sürdü. Darwin, yolculuk
boyunca çok çeşitli jeolojik oluşumlar, fosiller ve canlılar keşfetti,
ve bunlardan örnekler topladı. Fırsat buldukça Cambridge'e keşiflerini
anlatan ayrıntılı mektuplar yazıyor, topladığı ilginç örnekleri
postalıyordu. Bu sayede, kendisi uzakta olmasına rağmen, İngiliz
doğabilimcileri arasında ünü epey yayıldı. Yolculuk boyunca tuttuğu
günlüğüne, doğabilimsel keşiflerinin yanısıra, karşılaştığı değişik
insan topluluklarıyla ilgili kültürel ve antropolojik gözlemlerini de
yazıyordu. Bu günlüğü 1839'da The Voyage of the Beagle (Beagle
Yolculuğu) adıyla yayımlayacaktı.
Yolculuk Darwin için kolay olmadı. Deniz tutmasından fena şekilde
etkilendi, Ekim 1833'te Arjantin'de ateşli bir hastalık geçirdi, Temmuz
1834'te ise And Dağları'ndan Şili'ye dönerken tekrar hasta oldu ve bir
ay yataktan çıkamadı.
Yolculuğun başında Kaptan FitzRoy, Darwin'e Charles Lyell'ın Principles
of Geology (Jeolojinin Prensipleri) adlı kitabını vermişti. Lyell bu
kitabında jeolojik oluşumların, bugün de devam eden çok yavaş süreçlerin
etkisiyle, çok uzun çağlar sonucunda oluştuğunu savunuyordu. Darwin,
Batı Afrika açıklarındaki Santiago adasında, yüksek volkanik kaya
yamaçlarında mercan ve deniz kabuğu kalıntıları bulunca, bu yamaçların
bir zamanlar deniz altında bulunduğunu, ve Lyell'ın söylediği gibi
çağlar boyunca yavaş yavaş yükseldiğini anladı. Darwin yolculuk boyunca
pek çok önemli jeolojik keşif yapacaktı. Patagonya'da gördüğü, deniz
kabukluları ve çakıldan oluşan geniş düzlüklerin yükselmiş sahiller
olduğunu tahmin etti, ve Şili'de bir deprem sonrasında deniz seviyesi
üstünde kalmış midye yatakları gözlemleyince, kıyının deprem sonucu
yükseldiğini anladı. Benzer şekilde, And Dağları'nın yamaçlarında, kumlu
sahillerde yetişen ağaçlara ve deniz kabuklularına ait fosiller buldu,
ve bu yamaçların zaman içinde yükseldiği sonucuna vardı. Ayrıca Hint
Okyanusu'nda bol bol inceleme fırsatı bulduğu atollerin (mercan
adalarının), deniz tabanından yükselen volkanik dağların çevrelerinde
oluştuğunu keşfetti.
Darwin Güney Amerika'da, soyu tükenmiş devasa memelilere ait fosiller
buldu. Bu fosillerin bulunduğu katmanlarda modern deniz kabuklularına
ait kalıntılar da vardı, yani bu memelilerin soyu yakın zamanlarda,
herhangi bir iklim değişikliği ya da felâket olmadan tükenmişti. (Darwin'in
zamanında yaygın görüş, fosillerin Nuh tufanı benzeri büyük felâketlerde
ölen hayvanlar olduğuydu.) Darwin bu hayvanların benzer Afrika ve Avrupa
türleriyle akraba olduklarını düşündü, oysa İngiliz biyolog Richard Owen
1836'da bu hayvanların modern Güney Amerika türlerine çok daha yakın
olduğunu gösterecek, ve Darwin'in kafasında şekillenmekte olan doğal
seçilim fikrine bir destek daha sağlayacaktı.
Principles of Geology'nin 1832'de çıkan ikinci cildi, Güney Amerika'daki
Darwin'e postalandı. Charles Lyell, bu ciltte evrim fikrine karşı
çıkıyor, biyolojik türlerin dağılımını "yaradılış merkezleri" fikriyle
açıklıyordu. Darwin, bir taraftan bunu okurken, bir taraftan da daha
sonra kendi evrim teorisini destekleyecek olan çok önemli gözlemler
yapıyordu. Galápagos Adaları'ndan pek çok "alaycıkuş" (mockingbird)
örneği topladı, ve bu kuşların, yaşadıkları adalara göre ufak fizyolojik
farklar gösterdiklerini farketti. Yerel İspanyollar'ın, bir
kaplumbağanın görünüşüne bakarak hangi adadan geldiğini
anlayabildiklerini öğrendi. (İngiltere'ye dönüş yolculuğunda notlarını
düzenlerken, "alaycıkuşlar ve kaplumbağalar hakkındaki şüphelerim
doğruysa, türlerin değişmezliği fikri sarsılacaktır" diye yazacaktı.)
Avustralya'da gördüğü keseli sıçan-kangurular ve ornitorenkler Darwin'i
o kadar şaşırttı ki, Dünya canlılarının iki ayrı yaratıcı tarafından
yaratılmış gibi olduklarını düşündü.
Beagle'ın 1826-1830 arasındaki ilk yolculuğu sırasında, Güney
Amerika'nın en güney ucundaki Tierra del Fuego'dan alınmış ve
İngiltere'de "medenîleştirilmiş" olan üç Yagan yerlisi, misyonerlik
yapmaları için kabilelerine geri verildi. (Darwin bu kabileleri "sefil
ve rezil vahşiler" olarak tanımlıyordu.) Bir sene geçtiğinde, yerliler
misyonerlik görevini bırakmış, eski hayatlarına geri dönmüşlerdi.
Darwin, kısmen bu tecrübe sonucunda, insanların hayvanlardan sanıldığı
kadar uzak olmadığını düşünmeye başladı. Darwin, insan toplulukları
arasındaki yaşayış farklılıklarını, ırksal gelişmişlikle değil, kültürel
gelişmişlikle açıklıyordu. Güney Amerika'da şahit olduğu kölelik
kurumundan hoşlanmıyor, Avrupalı kolonilerin Avustralya ve Yeni
Zelanda'daki yerli halklara verdiği zarardan üzüntü duyuyordu.
Yolculuğun sonlarına doğru Darwin'in tuttuğu ayrıntılı notları okuyan
Kaptan FitzRoy, yolculukla ilgili resmi raporun doğabilimle ilgili son
kısmını Darwin'in yazmasını rica etti.
|