Bilimsel Çalışmalarda Ön Kabuller, Bilimsel Çalışmanın Temel İlkeleri Nelerdir?

On dokuzuncu ve yirminci yüzyıla doğru gelindiğinde Descartes, Newton ve Comte’un, çeşitli yönlerden oluşumunda oldukça etkili oldukları modern bilinç, özetle şu üç temel ön kabule dayanır.



Birinci ön kabul özne ve nesne arasındaki kartezyen ayrımdan çıkan “nesnelci bilme” ve bunun sonucunda meydana gelen “nesnelci öğrenme” şeklidir. Bu görüşe göre, bilen ve bilinen, öğrenen ve öğrenilen şey arasında hiçbir bağ ve etkileşim söz konusu değildir ve olmamalıdır da. Eğer bir şeyi gerçekten bilmek/öğrenmek istiyorsak, mümkün olduğunca kendimizi ondan soyutlamalı ve sadece onu, “bakan bir seyirci” gibi gözlemlemeli ve tanımlamalıyız.

İkinci ön kabul epistemolojik bir yapıya sahiptir. Bu varsayıma göre, biz sadece mevcut beş duyumuz aracılığıyla algıladığımız şeyleri bilebiliriz. Buna göre görünmeyen, duyulardan geçmeyen gerçeklikler var olabilir; fakat onlar bilinemezler, bu sebeple de bizim bilgi alanımıza giremezler.



Üçüncü ön kabul ise modern bilincin metafizikle ilgili tutumunu, daha başka bir ifadeyle metafiziği reddeden boyutunu oluşturur. Bu ön kabule göre gerçeklik nihayetinde niceldir. Bilinç, değer ve estetik gibi soyut, metafiziksel unsurların bulunmadığı bir durumdur.

Gerçeklik, ancak görünür ilişkiler bağlamında fiziki sebep-sonuç ilişkisi içerisinde mekanik olarak bilinebilir. Bu görüş, dünyanın ve bütün evrenin mekanik bir şekilde işleyen unsurlardan oluştuğu algısını doğurmuştur. Pozitivist dünya görüşü olarak da adlandırılan bu görüş, başlangıcından beri ciddi eleştirilere uğradıysa da hâlen modern bilincin şekillenmesinde oldukça önemli bir etkiye sahiptir.

Bir araştırmanın bilimsel nitelik kazanabilmesi için bilimsel yöntemin gerektirdiği aşamalara uygun biçimde yürütülmesi çok önemlidir. Ancak sadece bu yeterli değildir. Aynı zamanda araştırmanın bilimsel yöntemin temel ilkeleriyle bütünleşmesi gerekir. Bu da yöntemin temel ilkeleri olan ön kabuller ile sağlanır. Bu ön kabuller şunlardır:

Somutluk ilkesi: Sosyolog, toplumsal yaşamı incelerken toplumsal olayların belli bir yer ve zaman içerisinde gerçekleşen somut olaylar olarak algılandığını göz önüne almalıdır. Örneğin kentteki bir aile ile köydeki bir ailenin yapısı aynı değildir. İkisinin de kendine özgü nitelikleri vardır. Her aileyi kendi özellikleri ve koşulları içinde incelemek gerekir.

Nesnellik ilkesi: Bilim insanının araştırmaları sırasında kendini bütünüyle bilimin kuralları doğrultusunda yönlendirmesi kişisel beklentileri, inançları, dünya görüşü ne olursa olsun bunların bilimsel sonuçları saptırmasına izin vermemesi anlamını taşır. Sosyolog, toplumu incelerken tarafsız bir bakış açısıyla her türlü öznel yargılardan arınarak olması gerekeni değil olanı araştırmalıdır. Örneğin bir toplum bilimci paylaştığı ideoloji ile paylaşmadığı bir ideolojiyi karşılaştırmak gibi bilimsel bir çalışma yapıyorsa paylaşmadığı ideolojiye ilişkin verileri toplamakta yeterince titizlik göstermediğinde nesnellik ilkesini zedelemiş olur.



Bilmediğini varsaymak ilkesi: Araştırmacı daha önce araştırdığı bir konuda elde ettiği araştırma bulgularını kendisine yol gösterebilecek bir varsayıma dönüştürebilmelidir. Mevcut bilgilere kuşku ile yaklaşmak zorundadır. Araştırmacı, incelediği konu ile ilgili o zamana kadar edinilmiş olan bilgileri geçici olarak bilmiyormuş gibi davranmalıdır. Bu tavır, konuyla ilgili bilgilere araştırmacının kuşkuyla bakmasını sağlayacak ve onu yanlışlara düşmekten koruyacaktır. Örneğin araştırmacının işsizlik konusunu incelerken kendi bildiği birkaç aileden ya da yöresinden hareket etmesi ve bu bilgilere dayanarak genellemelere ulaşmaya çalışması, kendisini kaçınılmaz olarak yanıltıcı sonuçlara götürecektir. Bu yüzden işsizlik olgusunu açıklayacak örneklemi iyi seçmelidir.

Konuların sınırlandırılması ilkesi: Araştırmacı araştırma yapacağı konunun özelliklerini ve sınırlarını belirlemek durumundadır. Yapılacak araştırmada incelenen konunun sınırları çizilmeli ve araştırmacı neyi araştıracağını kesin olarak belirlemelidir. Örneğin “göç” konulu bir araştırma, sınırları belirsiz bir araştırmadır. Bunun yerine konu “beyin göçü” ya da “göç olgusunun nedenleri” olursa araştırmanın sınırları belirlenmiş olur. Türkiye’de öğrencilerin sorunları üzerine araştırma yapmak isteyen bir araştırmacı araştırmasını ilköğretim düzeyinde mi yoksa lise veya üniversite düzeyinde mi yürüteceğini belirlemek zorundadır. Bunlardan birini belirlediğimizde konuyu sınırlandırmış oluruz.

Toplumsal olguların değişebilirliği ilkesi: Sosyoloğun, araştırma konusunun zaman ve mekân içinde değişme özelliği gösterebileceğini göz önüne alması gerekir. Ele aldığı bir konunun yalnızca bugünkü durumunu değil tarihsel gelişim süreci içindeki durumunu da dikkate almalıdır.

Nedensellik ilkesi: Gözlemlerimiz her olayın bir nedeni olduğunu ve bir olayın nedeninin de daha önceki başka bir olay olduğunu göstermektedir. İşte olay ya da süreçlerden birisi olmadan diğerinin de meydana gelemeyeceğini, birisinin varlığının diğerinin varlığını zorunlu kılacağını belirten ilkeye nedensellik ilkesi denir. Buna göre her olayın bir nedeni vardır. Olan her şey, geçmişte olan olayların bir devamı niteliğindedir. Doğada olduğu gibi toplumda da belirli koşullar altında belirli nedenler belirli toplumsal sonuçlar doğurur. Örneğin büyük kentlere göç olgusunun kentte işsizliğin artması, gecekondulaşma gibi birtakım sorunlara neden olduğu belirlenmiştir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Sosyolojiye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Sosyoloji Tarihi” Dersleri ve Muhtelif Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Sosyoloji Ders Kitabı; MEB Sosyoloji Ders Kitapları