Bilgi Teorisi ve Mantık Arasındaki İlişki Nedir?

Bilgi teorisi ile mantık, yalnız bilme ve düşünmenin objelerine ilişkin bilimler olmayıp dille formüle dökülmüş olan bilginin de bilimleridir.



Objelere yönelmiş olan düşünme ve bilmenin bilimi olmak bakımından, bilgi teorisi psikoloji ile de sınırdaştır. Bilgi teorisi psikolojinin bir kısmı değildir, ama psikolojinin araştırmalarına, daha doğrusu bilinçteki bilme olayları konusundaki incelemelerinin bir kısmına dayanmalıdır. Bilme ve düşünme objelerinin bilimi, genellikle bütün düşünülebilenlerin bilimi olmak bakımından da bilgi teorisi, aynı obje alanları ve grupları ile uğraşan bilimlerle sınırdaş olur; bilgi teorisi bu bilimlerin kavram ve metotları üzerinde yapılan araştırmalara da uzak kalamaz. Sonuçları dille formüle edilmiş olan bilginin bilimi olmak bakımından da bilgi teorisi başka bir bilimle daha sınırdaştır: dil bilimiyle -dillerin bilimiyle değil- dilin her yerde hep tekrarlanan biçimlerinin genel gramer ve genellikle işaretler bilimiyle...



Bilgi teorisi-mantık araştırmaları kısmen hazır bulunan, yani dille formüllendirilmiş olan bilgiyi çıkış noktası yapmak zorundadır. Ancak bu araştırmalar, bu arada bir de dil-gramer formlarının ne derecede salt dilsel çıkışlı oldukları, bu formların düşünmemizin formlarına ne ölçüde uymakta oldukları konularında bir yargıya varmaya çalışmalıdır. Demek, düşünmeyi konuşmadan ne ölçüde çıkarabileceğimizi ve bir de bu dil formlarının objelerin formlarına, yapılarına ne kadar uygun olduğunu saptamak gerekir. Bu önemli sorun üzerinde bugün de tartışmaların sürüp gittiğini ve özellikle Antik Çağ mantığının ana akımı Aristoteles mantığıyla modern mantığın ana akımı olan Kant’ın mantığının, bu sorunda birbirlerine bütünüyle karşıt olduklarını bu arada belirtelim.

Aristoteles, düşünmemizin objeleri yansıttığı; konuşmamızın da düşünmeyi tam ve dosdoğru olarak yansıtmakta olduğu kanısındadır. Onun için Aristoteles, dilin yapısının objelerin yapısını yansıttığına inanır ve onun ilkece ontolojik olan mantığı, bundan dolayı geniş ölçüde dili çıkış noktası olarak alır. Oysa Kant, cümle formlarının, yani dilin, düşünmemizin yapısını doğru olarak yansıttığı; ama, düşünmenin objelerin bir kopyasını çıkarmak olmadığı, tam tersine, duyu gereçlerine düşünme formlarının yardımıyla bir biçim kazandırmak olduğu; ve ancak düşünmenin et-kinliği sonucunda objelerin oluştuğu, yani bizim, objelere kendi düşünme formlarımızı zorla kabul ettirdiğimiz kanısındadır.



Cümlelerimizin çoğu, bir özne (subjektum) hakkında bir yüklem’i (praeclicatum) anlatan biçimde kurulmuşlardır. Neden? Çünkü, Aristoteles’e göre, nitelikleri olmak objelerin yapısı gereğidir; cümledeki özne ile yüklem arasındaki gramer ilişkisi de obje ile niteliği arasındaki ontik ilişkiyi yansıtır. Kant’a göreyse, tam tersine, biz, objelere nitelikler yükleriz, çünkü biz bu biçimde düşünürüz; çünkü düşünmemiz her yerde öznelerle yüklemler oluşturmaya, yani zihnimizin bu formlarım kullanmaya çalışır.

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); “Bilgi Teorisi ve Mantık” Ernst von Aster