|
Arkeolojinin (Kazıbilim) Tarihsel Gelişimi
Arkeolojinin bir uğraş olarak ortaya çıkmasının Rönesans'a denk
geldi. Bunun nedeni o dönem hümanistlerinin Eski Yunan'daki felsefeye,
demokrasiye. özgür düşünce ortamına ve insana verilen değerden
kaynaklandığını söyleyebiliriz. Bu nedenlerden dolayı özellikle soylu
kesimler, zengin aileler, kardinaller vb. eski Yunan dönemine ait
eserleri toplamaya ve sergilemeye başladılar. Bir nevi moda olarak da
görülebilir bu.
O zamanlar arkeoloji daha çok zengin kesim için bir nevi uğraştı. Fakat
sonraları bu uğraş, çıkan eserler o kadar merak uyandırıcı oldu ki
insanlar arkeolojiye daha bilimsel bir gözle yaklaşmaya başladılar. Bu
noktada en büyük etkenlerden biri hiç kuşkusuz 18. yüzyılda M.Ö. 71
yılında yanardağ patlaması sonucu lav altında kalmış Pompei kentinin
incelenmeye başlamasıdır. Lav altında kaldığı için eserler çoğu
bozulmadan az hasar görerek yüzlerce yıl orada yatmıştır. Yani Pompei
şehri arkeolojiye ve Eski Yunan medeniyetine meraklı olanlar için adeta
bir cennet niteliğindeydi. Bu noktada J.J.Wincklemann Pompei kentinde
yaptığı kazıları bir eserde toplamış ve konu hakkındaki ilk akademik
eseri veren şahıs olmuştur. Bundan sonra arkeoloji bir bilim olarak
kabul görmeye başlamıştır.
Eski Yunan medeniyetine duyulan ilgiye rağmen Ön Asya Arkeolojisi pek
ilgi çekmemiştir. Ta ki Napeleon'un Mısır'a 1789'da düzenlediği sefere
kadar. Napolyon bu sefer sonucu Mısır'dan eski Yunan medeniyetinden çok
daha önceki devirlere ait eserler getirmesiyle Ön Asya Arkeolojisi de
ilgi çekmeye ve canlanmaya başlamıştır. Mısır'da ki en ilgi çekici şey
hiç kuşkusuz hiyeroglif denilen resim yazısıydı. Birçok bilim adamı bu
yazıyı çözmeye çalışmış ancak şans Champallion'a gülmüştür. Bu andan
itibaren Ön Asya Arkelojisi'nin popülaritesinin Klasik Arkeoloji'yi bile
geçtiği söylenebilir. Mısır bir ilgi odağı haline gelmiş ve bir çok
bilim adamı akınlar halinde Mısır'a kazı için gitmeye başlamışlardır.
Kendi şahsi fikrime göre Eski Yunan Medeniyeti bu kadar ilgi çekmeseydi
bile eninde sonunda Eski Mısır ile ilgilenen birileri çıkacağına
inanıyorum. Çünkü insanın her zaman geçmişe ve bilinmeyene karşı doğal
bir ilgisi vardır ve Mısır bu iki özelliği üzerinde toplamıştır.
Günümüzde arkeoloji çok fazla yol kat etmesine rağmen hala mısır
hakkında bilinmeyen yüzlerce şey vardır.
1800'lerde tüm dünyayı saran hammadde ihtiyacı büyük devletlerin
ilgisini Anadolu ve Ortadoğu devletleri üzerinde toplamıştır. Bu
bölgelerin araştırılması için birçok Avrupa devleti Ortadoğu ve
Anadolu'ya arkeolog ünvanı altında bir çok casus göndermişlerdir. Her ne
kadar amaçları farklı olsa da bu casus-arkeologlar gittikleri bölgede
bir çok kazı ve araştırma yaparak arkeolojiye yadsınamaz bir katkı da
bulunmuşlardır.
Anadolu günümüzde olduğu gibi geçmişte de Avrupa ve Asya arasında bir
köprü görevi görüyordu. Bu da Anadolu üzerinde sayısız uygarlığın
kurulmasına neden olmuştu. Geçmişe karşı giderek artan merak insanları
Anadolu'ya yöneltmiştir. Osmanlı Devleti'nin bu konudaki ilgisiz tutumu
ve duyarsızlığı mezar soyguncuları ve bilim adamları için Anadolu'yu
ilgi odağı yapmıştır. Osmanlı Devleti'nin o dönemde yabancılar
tarafından çıkarılan eserleri para karşılığı onlara satması ise şu an
çok acısını çektiğimiz bir kayıp olmuştur. Dışarı götürülen eserler
arasında şu an British Museum'da sergilenmekte olan Bergama Zeus Sunağı
bile vardı.
Sonuç olarak Anadolu bu devirde tam bir yağma altındaydı. Bunlar
arasında en büyük zararı veren hiç kuşkusuz Schilemann'dır. Schilemann
Çanakkkale'de bulunan Troya'yı kazmıştır. Yalnız bu kazı arkeolojik bir
kazı olmaktan çok uzak bir mezar hırsızının yapacağı görünümde bir
kazıdır. Bu kazı sonucunda değeri para ile ölçülemeyecek derecede önemli
eserler bulmuştur. Bunlar arasında Akha Kralı Agamennon'un altın
maskesi, Troya'lı Helen'in değerli taşlardan yapılmış takılarını
sayabiliriz. Bu takıları Schilemann sevgilisine hediye etmiştir ve
günümüzde yeri bilinmemektedir. Schilemann bu kazı sonucunda höyüğe çok
fazla zarar vermiştir ve belki de bulduğundan çok daha fazlasını yok
etmiştir.
Anadolu'ya bu kadar yağma yapılmasından sonra en sonunda, konuyla ilgili
bir kaç kişinin (örneğin Fethi Ahmet Paşa) çalışmalarıyla Osmanlı
Devleti de en sonunda arkeoloji ile ilgilenmeye başlamıştır.
Bu devirde Fethi Ahmet Paşa'nın Türk arkeolojisine katkısı çok büyüktür.
Abdül Mecit'i onun Yalova'da bulduğu Kral İnsantine'e ait taşları da
kullanarak bir müze kurmaya ikna etmiştir ve müze bazı kaynaklara göre
1845, bazı kaynaklara göre de 1846 yılında kurulmuştur. Bu müzenin adı
Kraliyet ve ya saltanat müzesi anlamına gelen Müze-i Humayun'du. Osmanlı
Devleti'nde arkeoloji için en önemli gelişmelerden biri Marif Nazırı
Saffet Paşa sayesinde gerçekleşmiştir. Saffet Paşa bir genelge
yayınlamıştır bu genelge bütün vilayetlere gönderilmiştir. Genelgede
bulunan bütün tarihi eserlerin Müzeye teslim edilmesi emredilmektedir.
Bu sırada müzenin başına ilk kez resmi bir müdür getirilmiştir. Bu müdür
Goold adında bir İngiliz'di. Goold'tan sonra Mahmut Nedim Paşa müze
müdürlüğüne getiriliyor ve bu dönemde müze ortadan kaldırılıyor.
Bundan sonra toplanan eserlerin birikmesi üzerine Çinili Köşk müze
olarak kullanılmaya başlanıyor. Bütün bunlara rağmen Anadolu'da ki yağma
ise halen devam etmekte. Aydınların baskısıyla ilk Asar-Atika
yayınlanıyor ancak bu yağmayı daha çok artırıyor(daha önce belirtildiği
üzere bkz. Bölüm 2: Arkeolojinin Tarihi). Sonuç olarak Osamanlı
Devleti'nde tüm bu çalışmalara rağmen arkeoloji konusunda kayda değer
bir başarı sağlanamamış ve çok değerli tarihi eserler tek tek yurt
dışına gitmeye devam etmiştir. Bunun nedeni Osmanlı Devleti'nin kültürel
konulara olan ilgisizliğinden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Konuya
gerçekten ciddi bir biçimde yaklaşacak biri olmadığı için Osmanlı da
ilgisizliğini sürdürmüştür.
Bu Osman Hamdi Bey'in müze komisyonuna seçilmesine değin sürmüştür.
Müzenin başına getirilmiş ve yeni bir müze kurulmasını istemiştir.
Müzeye ek binalar yapılmış ancak bununla yetinmeyip yeni bir müze açma
talebini hayata geçirmeyi başarmış ve ilk arkeoloji müzesinin
yapılmasını sağlamıştır. Bunun yanında bir de kütüphane kurmuştur.
Aydınların desteğiyle 1877'de 2. Asar-Atika'nın yayınlanmasını sağlamış
ve böylece tarihi eserlerin yurtdışına gitmesi önlenmiştir. Osman Hamdi
Bey bundan sonra tüm enerjisini yapılan kazıları denetlemeye,
restorasyon çalışmalarına ve yurt dışına kaçırılan eserlerin geri
getirilmesine harcamıştır. Osman Hamdi Bey'in Türk arkeolojisine katkısı
çok büyüktür. Halkı az da olsa kültürlendirmeyi başarmıştır. Osmanlı
Devleti'nin dört bir köşesinde kazı başlatmış ve bu kazılar Kurtuluş
Savaşı'na kadar devam etmiştir.
Ancak Osman Hamdi Bey'in tüm bu çabalarına rağmen 1. Dünya Savaşı'nda
Osmanlı Devleti'nin sadece savaş, askeri ve siyasi konulara
odaklanmasıyla eser kaçakçılığı tamamen kontrolden çıkmıştır ve bu
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasına değin böylece sürüp gitmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra Atatürk arkeoloji konusuna
çok önem vermiş ve "Toprağın üstündekilere ne kadar sahip çıkıyorsak
altındakilere de o kadar sahip çıkmalıyız" sözüyle desteklemiştir. İlk
olarak Ahlatlıbel ve Alacahöyük olmakla birlikte yurdun dört bir yanında
kazılar başlatmıştır. Bir arkeoloji okulu açılmasını istemiş
ve şu an ki Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arkeoloji bölümünün
açılmasını ve bu bölüm için yurtdışından hocaların getirilmesini
sağlamıştır. Bunun yanında Belleten adında hala yayınlanmakta olan bir
arkeoloji dergisinin çıkarılmasını istemiştir.
Atatürk Anadolu topraklarında yatan tarihi geçmişin farkındaydı ve bu
yüzden arkeolojiye bu kadar önem vermiştir. Başlattığı kazıların hala
birçoğu devam etmektedir. Bunun yanında arkeoloji bölümünü açmakla bu
zenginliği incelemek için Türk arkeologlar yetiştirilmesini sağlamıştır
ve bu bölümden şu an dünyaca tanınan arkeologlarımızdan bazıları
(Örneğin: Ekrem Akurgal, Tahsin Özgüç, Nimet Özgüç, Kutlu Emre)
yetişmiştir. Bunun yanında Türk Tarih Kurumu'nun kurulmasını
sağlamıştır.
Şu an Türkiye eserlerin bolluğu, güzelliği ve özellikle çeşitliliği
bakımından dünyada en ön sırada yer alan 3-4 ülkeden biridir. Atarük'ün
arkeolojiye büyük önem vermesi ve Türk Tarih Kurumu'nu kurması sayesinde
Türk Arkeologları her bakımdan gerekli kitap, araç ve araştırma
giderlerine sahip oldukları için Türk Arkeolojisi Batı standartları
ölçüsündedir.
Atatürk Selçuk ve Osmanlı tarihine değer verildiği ölçüde, Eski Anadolu
uygarlıklarına da önem vermiş ve yurdumuzun eski eserler yönünden
dünyada ön sırada yer almasını sağlamıştır. Eski uygarlıkların ortaya
çıkarılması hem turizm yönünden kültür varlıklarımızı zenginleştirmiş
hem de Türkiye'nin dışarıdaki kötü tanınmış imajının büyük ölçüde
düzelmesine yardımcı olmuştur.
KAYNAK
- Akurgal, Ekrem : Anadolu Uygarlıkları , Net turistik Yayınlar,
6.Baskı, 1998
- Ana Britannica: Cilt 2, 1986
- Bahn, Paul : Arkeolojinin ABC'si, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 1999
- Ceram , C.W. : Tanrılar Mezarlar ve Bilginler(Arkeolojinin Romanı),
Remzi Kitabevi, İstanbul 5.Basım 1999
- Ceram, C.W. : Tanrıların Vatanı Anadolu, Remzi Kitabevi, İstanbul
5.Basım 1999
<
Arkeoloji Dizinine Geri Git
> Bu sayfaya ilişkin etiketler:
Arkeoloji nedir,
arkeoloji ne demektir,
arkeoloji ne anlama gelir,
arkeoloji
tanımı nedir,
arkeoloji nedir,
arkeoloji alt dalları,
arkeoloji
çalışmaları,
arkeoloji,
arkeoloji nedir,
arkeoloji çalışması,
arkeoloji kazısı,
arkeoloji,
kazıbilim nedir,
kazıbilim ne
demektir,
kazıbilim ne anlama gelir,
kazıbilim tanımı nedir |
|