Antisthenes Kimdir?

 M.Ö. 444-365 yıllarında yaşamış ve Kinik okulu kurmuş olan Yunan filozoftur.

Önce sofist filozof Gorgias'ın ve ardından da Sokrates'in öğrencisi olmuştur. Sokrates'ten sonra okulunu kurmuş ve felsefesinin örnek kişisi olarak Sokrates'i referans almıştır.Köpeksi anlamında olduğu belirtilen Kyon sözünden türetilmiş Kinik okulunun kurucusudur ve bu akımın önemli açılımlarını yapmıştır.



Antisthenes'e göre önemli olan erdemdir ve erdemde bilgelikle elde edilebilen kendine yeterlilik durumudur. İnsan her tür gereksinimden kendini kurtararak, yalnızca kendi kendine dayanarak var olabilmelidir, özgürlük bu anlamda gereksinimlerden kurtulmak, toplumsal bağları aşabilmektir. Antisthenes'in felsefi düşünceleri bu anlamda uygarlık değerlerinin eleştirisini ve yadsınmasını içerir.

Gorgias'tan da önemli ölçüde etkilenmiş olan Antisthenes, felsefesinde sofizmin etkilerini taşır. Varlığın birliği ve tanımlarımızın yetersizliği konularında önemli ölçüde Gorgias'ın yaklaşımına yakındır. Bilgi, nesnelerin adlandırılması için ortaya konulan sözlerdir ve yargılarımız da bu sözlerin bir araya getirilmesinden başka bir şey değildir. Platon'un kavramları gerçek sayan yaklaşımından farklı olarak, bir tür nominalist düşüncesi söz konusudur burada.

Yaşamın amacı mutluluktur (endaimonia) ve buna ancak erdemle ulaşılabilir. Erdem ise bilgeliktir, yani kişinin kendine yeterliliği ile. Bu anlamda erdem ruhun özgürlüğüdür ya da ruhsal özgürlüktür. Sağlık, güzellik, şan, ün, şeref, namus, vb. şeyler şüpheyle karşılanması gereken, kuruntu ve yapmacık şeylerdir; kinik düşüncede olsa olsa bunların karşıtlarım bir değer ifade eder. İhtiyaçsızlık, adsızlık, mülksüzlük, bilinen toplumsal ahlaki kodlardan yoksunluk, gerçek anlamda insanın kedine yeterliliği ve özgürlüğünü sağlar.

Bu değer eleştirisinde Antisthenes hazcı bir eğilime sahip değildir, aksine hazcılığa sert bir tepki gösterir. Haz, insanın köleleşmesinin sebebidir çünkü. Mutluluk amacı için, erdemin kendi başına fazlasıyla yeterli olduğunu ve başka hiçbir şeye gerek bulunmadığını savunan Antisthenes'e göre, erdem arzunun yokluğu, isteklerden bağımsızlıktır. Doğrudan doğruya yaşamın korunmasına ve sürdürülmesine yaramayan her şeyi kinik filozoflar reddederler, daha doğrusu bunlara karşı aldırışsızlık gösterirler. Bu tutum onları uygarlık karşıtlığına götürmüştür. Bilinen ahlaka, toplumsal değerlere, dine, aileye ve devlete karşı kayıtsız kalırlar ya da bunları yadsırlar. Antisthenes, devletin kendisiyle hiç ilişkisi olsun istemez.



Aristoppus'u izleyen yandaşlarının ulaştığı kötümser felsefeye, Antisthenes ve okulu da katılır. Antisthenes, Aristippos'un haz varsayımıyla ilgili şiddetli bir kavgaya girişmiştir. Antisthenes'e göre insan gerçek mutluluğu, içindeki bağımsızlık ve özgürlük isteğinde aramalıdır. Gerçek mutluluğa gerçekten ulaşan insan, gerek haz ve gerekse elem karşısında tam anlamıyla duygusuz, ilgisiz kalmayı bilir. Haz ve elem karşısında ilgisiz kalabilmek insana içten gelen özgürlüğü kazandırır. Antisthenes'in indinde de Sokrates bu ideali canlı biçimde yaşamıştır. Fakat nasıl Aristippos okulunda bir Hegasias çıkmışsa, Antisthenes'in okulundan da bir Diyojen (Diogenes) yetişmiştir.

Diyojen felsefe tarihinin en popüler kişilerindendir. Onun kendisini nasıl her türlü gereksinimlerden uzaklaştırdığına ait öyküleri hemen herkes bilir. Söz gelişi onun bir gün fıçısında otururken İskender ile karşılaştığını, İskender kendisinden ne dilediğini sorunca: "Gölge etme başka ihsan (yardım) istemem" dediğini biliyoruz. İlk Çağ bu tür öykülerden çok hoşlanıyordu. Bu öykülerin anlattıkları gerçek olmasa bile, bu tür öykülerin ortaya çıkışı bu dönemde bunlara gösterilen ilgiyi kanıtlar. Ancak Diyojen'i yalnızca garip bir insan olarak algılamak doğru değildir. O, aynı zamanda çok dikkat çekici düşüncelere de sahip bir düşünürdür. Diyojen özellikle sonraki Kynikler için çok karakteristik bir örnektir. 

Gerek Kyreneliler ve gerekse Kynikler tam anlamıyla filozof sayılmazlar. Ancak bu iki okulun kurucuları olan Aristippos ve Antisthenes için aynı şeyler söylenemez. Bu ikisi dikkat çekici düşünürlerdir. Nitekim her ikisinin de bilgi teorisi konusunda önemli görüşleri vardır. Her iki filozof da gerçek bilginin, insanı kendisine konu yapan bilgi olduğunu savunur. Bu görüşte Sofistlerin de etkili olduğunu bir dereceye kadar kabullenmek gerekir. Nitekim Platon bu iki düşünürün tam Sokratesçi olmayıp biraz da Sofist olduklarına inanır.



Antisthenes'in bilgi felsefesi de bu yönde şekillenmiştir. Ona göre evrenin kendisini bilmemiz olanaksızdır. Ancak Antisthenes bilgimizin nelerden oluştuğu konusunda, Aristippos'tan farklı düşünür. Ona göre bilmek, objeleri son parçalarına kadar ayırmak demektir. O halde saf bilgi ancak basit olan şeyler konusundaki bilgiler olabilir. Yani artık bölünmesin olanak bulunmayan objeler ile ilgili olursa bilgi gerçek ve sağlam bilgidir. Bilgi birçok parçalardan oluşur. Parçalar arasındaki oranları açık seçik bilip ayıramadığımız nesnelerin tam bir bilgisi olamaz. Bunun içindir ki bilgi, bir belirsizlikten, yani nesnelerin parçalarının birbirine girmesinden oluşur.

Bilgi konusundaki bu anlayış şekline XVII. yüzyılda Descartes'da da rastlarız. Antisthenes bu düşüncesinin uygulama alanında da geçerli olduğunu düşünür. Tutkularına uyan kişi, ahlak alanında belirgin olmayan ve karışık bir değere kendini bağlamış olur. O halde gerek teorik ve gerekse pratik yaşamda ancak basit, açık seçik olan şeyler bize gerçek olan, saf olan bilgiyi garanti edebilir. Fakat nesnenin bu basit olan son unsurlarım bilemeyiz, bunları yalnızca gözlemleyebiliriz. Bir nesneyi son unsuruna kadar ayırabilirsek, en sonunda, bu son parçadır diyebiliriz, başka bir şey söyleyemeyiz. Aristippos bilgiyi yalnızca algılarla elde edilenlerden ibaret saymaktadır. Oysa Antisthenes'e göre gerçek bilgiye ulaşabilmek için, bir de algıda verilenleri son unsurlarına kadar ayırmak gereği vardır.



Platon bilgi konusunda bu iki okul arkadaşını da eleştirmekten kendini alamamıştır. Sokratesçilerle Platon arasında daha önemli bir farklılık vardır. Gerek Aristippos'un ve gerekse Antisthenes'in tam anlamıyla birer indüvidualist olduklarını biliyoruz. Bunların ikisinde de aslolan bireydir. Devlet, toplum, tarih gibi birey üstü olgularla ikisi de ilgilenmez. Dahası, bunlara göre insan genel yaşamdan, siyasal yaşamdan olabildiğince uzak olmalıdır. İnsan gerçekten mutlu olmak istiyorsa, yalnız başına kalabilmeli, başka insanlara bağlı olmaktan kendisini kurtarabilmelidir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı