|
20. Yüzyıl
Felsefesi'nin Genel Özellikleri
Tüm güncel
düşünce akımlarının genel karakterlerini göstermek, elbette, olanaklı
değildir. Bu, özellikle akımların bazılarının XIX. yüzyılın çizgisini ya
da daha genel olarak modernlerin (1600-1900) çizgisini sürdürmesinden
ileri gelmektedir. Oysa öteki okullar bu akımlara göre kökünden yeni
olan bir şeyi kurmaya çalışmaktadırlar. Bununla birlikte, tüm filozoflar
için olmasa bile en azından bunların çoğu için geçerli olan genel
karakterler söz konusudur. Whitehead, modern dönemin oldukça tipik olan
"iki dala ayrılış" olgusunu. ileri sürdüğünde tümüyle haklı
gözükmektedir. Böylece arasındaki ayrılık aşılmakta, daha önce
gördüğümüz gibi, mekanikçilik kadar öznelcilik de kesin bir yenilgiye
uğramaktadır. Kabaca söylenirse, gerçekliğin organik ve ayrımlaşmamış
tarzda kavranışına doğru bir eğilim başgöstermektedir. Gerçekliğin
aşamalandırılmış yapısıyla ayrımlı "varlık katmaları" biçimsel olarak
kabul görmektedir. Bunun yanında, genel bir değer taşımamasına karşın,
çağdaş düşünceyi açık bir biçimde tanımlayan başka özellikler de söz.
konusu edilebilir.
Bunlar arasında şu aşağıdakileri analım:
a) Olguculuk karşıtı tutum: Hemen her yerde gözlemlene bilir
özelliklerden birisi, madde filozoflarıyla kimi idealist filozoflara
sırt çevirmek olmuştur. Bu görüş açısından, yaşam filozofları, fenomenologlar, varoluş filozofları, metafizikçilere yeğ tutulmuşlardır.
Bunlar, genel bir tarzda, felsefi bilginin kaynağı olan her türlü değeri
doğa bilimlerine karşı çıkarırlarken, metafizikçıler doğa bilimlerine
belirli bir yer tanımakla yerinmektedirler.
b) Çözümleme: XIX. yüzyılın tam tersine, çağdaş filozoflar özellikle
çözümlemeyi kullanmakta ve bunu da çoğu kez belgin yeni yöntemlerle
gerçekleştirmektedirler.
c) Gerçekçilik: Metafizikçiler, yaşam filozoflarının çoğu, madde
filozofları ve varoluş filozoflarının bir bölümü gerçekçidir. Karşıt
tutumda yalnızca idealistler bulunmaktadır. Savundukları gerçekçilik
biçimi, dolaysız gerçekçiliktir: insana, varlığı doğrudan doğruya
kavrayabilme gücünü tanımaktadır. Gene bir biçimde, Kant'ın kendinde
varlık-fenomen ayrımı hemen, hemen bütün filozoflarca yadsınmıştır.
d) Çoğulculuk: Bugünün filozofları, genellikle, çoğulcudurlar ve XIX.
yüzyılın idealist ve maddeci birlik kavrayışına karşı çıkmaktadırlar.
Ancak burada da ayrıcalar söz konusu dur: örneğin, metafizikçilerden
Alexander ile idealistlerden Croce tekçidirler. Bununla birlikte bunlar
yalnızca bir azınlık oluşturmakta olup etkileri incelendiği zaman
azalmaktadır.
e) Edimselcilik: Hemen hemen bütün çağdaş filozoflar edimselcidir.
Başlıca ilgileri oluş üzerine, gitgide tarihsellik olgusu olarak
tasarımlanan oluş üzerine çevrilmiştir. Yüzyılın başındaki usdışıcı
öğretilerin kesin ölçütü sayılan bilimin yerini tarih almıştı Çağdaş
felsefe, edimselci olduğundan tözlerin varlığını yadsımaktadır. Bunun
tek ayrıcalıklı durumu Thomasçılarla kimi İngiliz yeni-gerçekçilerdir.
Hatta birçok filozof edimselciliklerinde daha da ileriye gitmekte ve
değişmez ideal biçimlerin varlığını bile yadsımaktadır. Madde ve yaşam
felsefesi, çok sayıda idealist filozof ve varoluş filozoflarının tümü
için durum budur. Bununla birlikte edimselcilik, öteki okullarca,
özellikle de yeni-kantçılar, fenomenologlar ve metafizikçilerce acı acı
eleştirilmektedir.
f) Kişiselcilik: İlgi çoğu durumda insan varlığı üzerine çevrilmiştir.
Madde felsefesi filozofları dışında, çağımızın tüm filozofları tinselci
olduklarını kendi ağızlarından açıklamış olup insan varlığının kendine
özgü onuru üzerinde durmak tadırlar. Varoluşçu filozoflar bu
kişiselciliği özellikle tragedya biçimi altında ortaya koymakta olup,
kişiselciliği ayni zaman da birçok fenomenolog ve metafizikçi de kesin
biçimde savunmaktadır. Çağdaş felsefenin geçmişle sürdürdüğü karşıtlaşma özel şu noktada ortaya çıkmaktadır: Çağdaş felsefe, insanın gerçek
varlığına, kendisinden önce gelen felsefelerden çok daha yakındır.
Dışsal Öznitelikler
Öğretilerin kendilerinde bulunan bu içkin karakterlerin dışında, birçok
dışsal karakter de çağdaş felsefeyi belirlemektedir. Çağdaş felsefe,
büyük ölçüde uzmanlaşmaya gitmiş, olağanüstü bir üretkenliğe sahip ve
çeşitli okulları birbiriyle sıkı ilişkiler içinde bulunan bir felsefe
görünümündedir.
a) Uzmanlaşma: Meslekten filozoflar arasında, çalışmaları yalınlık
bakımında bir Platon'un ya da bir Descartes'ın çalışmalarının
yakınlığıyla karşılaştırılabilecek hemen hemen hiçbir filozof
bulunmamaktadır. Bütün okullar (diyalektik maddecilikle- bir açıdan
pragmacılık dışında) soyut ve zengin bir sözcük dağarcığını içeren,
karmaşık, ince kavramlarla çalışan, uzmanlaşmış bir düşünce düzeyine
sahiptirler. Bu özellikle, varoluş filozoflarıyla yeni-olgucularda göze
çarpmakta olup bu iki yeni öğretinin temelde ayırıcı özellikleri
olmaktadırlar. Aynı şey, idealistler, fenomenologlar ve metafizikçiler
için de söylenebilir. Çağımızın kimi felsefi savları, dışsal görünüşleri
bakımından XV. yüzyıl skolastiğinin ince yordamlarını anımsattığı kadar
bir Aristoteles'in uzmanlaşmış teknik çalışmalarını da anımsatmaktadır.
b) Üretkenlik: Filozoflar, büyük niceliklerde ürün vermektedirler.
Birkaç rakam verecek olursak: yalnız İtalya'da, 1946 yılı içinde,
otuzdan fazla dönemsel dergi çıkmış olup, tek bir uluslararası okul, Thomasçılık, kendi başına yirmiden fazla dönemsel yayına sahiptir.
Uluslararası Felsefe Kurumu'nun kaynakçası (bu kaynakça tam da değildir)
1938 yılının yalnızca bir sömestresi için 17.000'den fazla imzayı
göstermektedir. Bu büyük niceliğin dışında, ele alınan sorunların
çoğulluğuyla gerçekten önem taşıyan çok sayıdaki çalışmanın yayımlanma
sına da dikkat yöneltmek gerekir. Elbette, gelecek için değerli olanı ayırt etmek zordur, ancak bütün bu göstergeler yanlış olmadıkça,
çağımızın birçok felsefesi, felsefi düşünce tarihin de kalıcı izler
bırakacaktır. Çağımızı, tarihin en verimli dönemleri arasına koymak bir
abartma olmaz.
c) Birbirine bağlılık: Avrupa'daki çağdaş felsefenin belirgin
özelliklerinden birisi de, en çeşitli ve birbirine en karşıt
eğilimlerdeki filozoflar arasında kurulan ilişkilerin yoğunluğu- dur.
Bu, ülkeler arasındaki ilişkilerin örgütlenmesi açısından da doğrudur.
Yüzyılın başlangıcı, sayılan gittikçe artan birçok filozofu bir araya
getiren bir dizi uluslararası felsefe kongresinin doğuşuna tanıklık
etmiştir. Bu kongrelerin dışında, daha özel amaçlı, tek bir disiplin ya
da öğretiyle ilgilenen uluslararası toplantıları, bundan başka
uluslararası dergileri (idealist, Thomasçı, yeni-olgucu vb.) çeşitli
dillerde yapılan başka tipte çalışmaları da anmak gerekir. Ulusal
sınırlar ve öğretisel engeller aşılmıştır. Bütün bunların sonucu, daha
önceki dönemlerde çok az görülen bir yorum bolluğudur.
Bu durum daha önceden, çağdaş okulların oluşum hare ketlerinde de göze
çarpmaktadır. Nitekim, İngiliz yeni-gerçekçiliği, aynı anda, hem nesne
kuramından (fenomenolojiye yakın) hem de bazı deneyci fikirlerden ve
metafizik araştırmadan (Russell'da Leibniz) kaynaklanmakta
Yeni-olguculuk, bilim eleştirisiyle, klasik deneycilik ve İngiliz
yeni-gerçekçiliğiyle sıkı bir ilişki kurmuştur, hatta, fenomenolojinin
kurucusu Husserl'in bile etkileri söz konusu edilebilir. Husserl, öte
yandan, varoluş felsefesiyle metafiziğin bir bölümü üzerinde de büyük
bir etki yapmıştır. İdealizm, geleneksel rakibi olguculuğa yine bağlı
durumdadır. Ancak bu akımlar içinde en çok özellik göstereni, felsefi
ilkelerini temel olarak yaşam felsefesinden çıkaran, metafizikten destek
sağlamış bulunan ve kendisinde olgucu, idealist ve fenomenolojik birçok
etkiyi bir araya getiren varoluş felsefesidir.
KAYNAK
Çağdaş Avrupa Felsefesi; J. M. Bochensky; Çeviri: Serdar Rifat Kırkoğlu;
Kabalcı Yayınevi; 1997
|